17 Temmuz 2018 Salı

KUŞADASI - ALAÇATI - İZMİR KAÇAMAĞI


Daha bir kaç gün önce miss gibi Alaçatı sokaklarında Kuşadası sahillerinde gezerken şimdi Ankara’da Alaçatı Muhallebicisi’nde oturmuş sizlere bu yazımı yazıyorum.. Ahh hayat!

Eveeettt efenimm, avukatlığın nimetleri diyerek başlayalım serüvenimizi sizlere aktarmaya. Duydum ki bu avukat ne çok geziyor, bu avukat ne çok kazanıyor, kesin ayda 12 bin falan kazanıyordur deyip hurafeler uydurularak meraklar içerisine girilmiş J . Bu kadar söylentiler etrafta kol gezerken bana düşen ise düşük bir maaşla çalışırken bile mesleğin bize sunduğu nimetleri kullanmak ve bunun nasıl yapıldığını sizlere aktarmak.



Malumunuz olduğu üzere Ankara sınırları içerisinde avukatlık mesleğini icra etmekteyim, ancak ara sıra şehir dışına duruşmalar ya da diğer bazı işler için gitmekte kaçınılmaz. Özellikle Eskişehir, Bolu, Sakarya gibi yakın illerde işlerimiz yoğunlukta ama bu sefer bir farklılık yapıp Kuşadası’na attım kendimi. Nasıl mı? 

Bir duruşma için Kuşadası’na gidilmesi gerekiyordu, e haliyle hep Ankara’da işimiz olacak değil. Bende bunu fırsata çevirmek istedim ve düştüm yollara. Şehirdışı işler için sözleşme gereği cüzi miktarda ulaşım ve konaklama masrafını müvekkil karşılıyordu zaten, ekstra kısımları da kendi sınırlarımı biraz zorlayarak hallettim ve aldım biletimi. Nerde kalırım ne yaparım diye düşünürken instagram kullanıcısı olan @avukatgeziyor hesabı ile iletişime geçtim, çünkü o civarı bana en güzel önerilerle anlatacak olan başka biri olamazdı. (Buradan @avukatgeziyor sayfasının adminine çookkkk teşekkür ediyorum tekrardanJ


Tavsiyesine uydum ve Hotel İlayda’da rezervasyonumu yaptırdım. (Birde İlayda Advantgarde Hotel var hemen yakınında ama orası benim gibi sadece uyumak için otele gidecek birisi için aşırı lüks kaçıyordu. Yani hesaplı ve mantıklı fikirlerle bir kaç şeyden mahrum kalarak kısa süreli kaçamakları uzun süreli hale getirebilirsiniz.) Ama her ne kadar 5 yıldızlı otel olmasa da sahil kenarında Kuşadası’nda kalacak en güzel otel olduğunu söyleyebilirim. Güvercinadası ve Kuşadası’nın gezilecek yerlerine eşit uzaklıkta ve muhteşem bir deniz manzarası var. Zaten İnstagram’da takip edenler ne kadar haklı olduğumu görmüştür. Açık büfe kahvaltısı da güzeldi. Zaten diğer zamanlarda dışarda olacağınız için diğer öğünlere gerek duymuyorsunuz. Ezcümle konaklama olarak kesinlikle ve kesinlikle makul ve mantıklı bir seçim olan Hotel İlayda tavsiyemdir. Ama unutmadan rezervasyon yaptırırken deniz manzaralı oda tercih etmeyi unutmayın. J


Çarşamba akşam Ankara’dan çıktım yola ve perşembe sabah kendimi koridorlarında şort ve parmak arası terlikle avukatların, katiplerin, stajyerlerin, mahkeme çalışanlarının gezdiği Kuşadası Adliyesi’nde buldum. Adliye’de İş Mahkemesi Aile Mahkemesi İcra Mahkemesi vs. yok ve bunların alanına giren bütün dosyalara Asliye Hukuk Mahkemesi bakıyor. Dosya yoğunluğu  fazla olmasına rağmen iş-aile-icra mahkemelerinin ihdas edilmemiş olması mesleki anlamda büyük eksiklik. HSK’nın bu konuya bir çözüm getirmesi gerekmekte.







Duruşmanın ardından otele geçip, yerleşip, dinlenip attım kendimi sokaklara ve uzun zamandır görmediğim lise arkadaşım ile görüştüm. Evli mutlu çocuklu olarak çok mutlu gördüm onu ve vayy bee nerden nereye dedim… Baldan tatlı bir oğlu olmuştu (Tuğra Alp <3 ) o lise sıralarında ki güzel kızımızın. E bulunca bal gibi çocuğu bırakmayıp tüm günümü onunla geçirdim ve birlikte kuşadası sokak ve sahillerinde vakit geçirdik. Artık yürümeye mecalim kalmamışken kendimi yastığa sarılmış uyurken buldum. Normal şartlarda yerini yardırgayan ve kendi yatağında bile uyumak için büyük çaba sarfeden birisi için hangi ara gözlerini kapayıp hangi ara sabah olduğunu anlamamış olması inanılmaz gerçekten.

Küçük kaçamağımın ikinci gününde yani Cuma günü Alaçatı’ya gitmek için düştüm yollara. Kuşadası’ndan doğrudan vasıta olmadığı için önce İzmir’e ardından Çeşme Seyahat ile Alaçatı’ya geçtim. İzmir’den Çeşme’ye sefer yapan ve Alaçatı- Ilıca- Çeşme ulaşımını sağlayan firmanın ismi Çeşme Seyahat.  İzmir Otogardan (İZOTAŞ) yaklaşık bir buçuk saatlik bir süreyle (19 TL) Alaçatı’ya ulaşabilirsiniz, daha sonra ılıca ve Çeşme yolculuğu devam ediyor. Ama Alaçatı’da bir otogar yok, yol üstünde istediğiniz yerde indiriyorlar. Ben bu detayı bilmiyordum ve otobüsün geçtiği yollar hiç alaçatı sokaklarına benzemediği için durağı kaçırıp ılıcaya kadar gittim. Ilıca dedikleri yer ise Alaçatı’nın denize bakan yanı. 




Alaçatı merkezinde deniz yok arkadaşlar. Ya arabayla bir 10 dk ya da yürüyerek bir 40 dk harcamanız gerekiyor sahil ile turistik alaçatı sokakları arasında. Neyse bir bakıma iyi oldu durağı kaçırmak. Böylece önce deniz kısmını görüp sonra iç kısımlara geçip rahat vakit geçirdim. Deniz kısmında yani ılıca da hiçbir şey yok arkadaşlar. Birkaç halk plajı var. Yazlık evler ise bence en güzeliydi. Sokaklarda kuş sesi haricinde ses yoktu. Her evin çok güzel bahçesi ve bu bahçede çok güzel yetiştirilmiş çiçekleri vardı. Ben oraya vardığımda saat 12 civarıydı ama aileler yeni kalkmış ve kahvaltılarını yeni yapıyorlardı. Kimisi tv izliyor kimisi ise gazete okuyordu. Anneler çay koyuyor çocuklar hala uykulu gözlerle kahvaltı yapmaya çalışıyorlardı… Çok imrendim açıkçası. Keşke ailecek böyle huzurlu bir tatil yapma fırsatımız olsa dedim. Acaba onlar ne kadar şanslı olduklarının farkında mıydı?


Neyse efenimm, ılıca sokaklarından yavaş adımlarla uzaklaşıp merkeze yürümeye başladım. Çok uzak olamaz ki ne kadar yürürüm alt tarafı yarım saat dedim ama o nemli bunaltıcı sıcakta geçen her salise yıl hükmündeydi. Nihayetinde haritanın beni yönlendirdiği turistik sokaklara ulaştım ama tükenmiştim. Biraz kaybolayım dedim. Yön duygusunu yitirerek  yürümek o alaçatının rengarenk sokaklarında… Hele yalnız olunca daha bir tadına vardım… 



Sonra burda ne yenir diye düşününce tabi ki Kumru dedi içimdeki ses. Kumrucu Erol adlı mekanda kumrumu da afiyetle yiyip İzmir’e gelmiş olmanın bütün sorumluluklarını adım adım yerine getirmeye devam ettim. Fiyatlar pek uygun değildi. E tabi turistik bir bölgede normal fiyatlar beklemek anormal olurdu. Garsonlarını ve ilgisini sevdim, Cansu isimli bir garsona buradan teşekkür etmeliyim ayrıca ilgisi için, aşırı hızlı geldi servis ve lezzetide doyuruculuğu da çok yerindeydi. Yani öyle bir doydum ki dondurma yemeye yer kalmadı malesef. Ben Çılgın Kumruyu tercih ettim, sizlere de tavsiye ederim. J

Sokakları keşfedip kumrumu da yedikten sonra sıra geldi hediyeliklere. Uzun bir sokak boyu sıralanan her hediyelikçi dükkana girdim, herşeyi tek tek inceledim. Erasmus yıllarımda gittiğim her şehirden her ülkeden magnet, kartpostal, anahtarlık ve özellikle de kar küresi alma alışkanlığı edinmiştim. Hayalim ilerde evimde çalışma odamın bir köşesini gezdiğim yerlerden topladığım bu kar küreleri ile ve buzdolabımı da bu magnetler ile donatmak.. Avrupanın 12 ülkesinden 28 şehrinden topladım, Türkiye de de bu sayı her geçen gün artmakta ve galiba bir köşe yetmeyecek bu hatıraları saklamaya J .
 Bu arada bu hatıralıklarla ilgili şöyle de birşey yaşadım anlatmadan geçemeyeceğim. Paris’te gezerken havanın yağmurlu olacağını hesaba katmadan nasılsa sabaha doğru uçağımız boşuna otel parası vermeyelim diye gezerek sabahlamaya karar vermiştik. Sonra gün boyu yağan yağmur yüzünden otel bulma derdine düştü arkadaşlar, ben ise sınırlı kalan paramı asla otele vermem, hele magnet, kar küresi almak varken o parayı kesinlikle otele vermem diyordum. Bu yüzden arkadaşlarımla tartışmıştık, şimdi bu geziden aldığım ufak hediyeliklerin ardından erasmus arkadaşımla o günleri gülerek yad ettik. “Sokakta kalırım ama yinede magnet almadan dönmem, son paramı otele değil hatıralıklara veririm..!” demiştim, hey gidi günler hey J. (Sonuç: Sokakta yattık J) Neyse efennnimm, bu küçük detayların ardından alaçatıya dönecek olursak girdiğim her dükkandan istisnasız birşeyler alarak çıktım, 3 tane magnet 10 TL, 4 tane magnet 10 TL gibi yazıların olduğu heryere girdim ve hiçbirini küstürmedim J Sonuç ise ektedir à J Yani siz siz olun muhakkak küçük birşeyler alın gezdiğiniz gördüğünüz yerlerden. Zaman hızlı geçip hatıraları yavaş yavaş silse de aklınızdan, bu ufak detaylar size o güzel günleri hatırlatmaya yetecektir.

Hediyeliklerin ardından ise sora sora çeşme seyahatin geri dönüş için bilet satış ve durak olarak kullandığı yeri bulup izmir için biletimi ayırttım. Saat 4 otobüsü ile dönecektim ama gecikmeler yüzünden normalde 17:30 da İzmir de olabilecekken saat 6’yı geçmişti İzmir’e vardığımda. Sonrasında arkadaşımı bekletmemek adına taksi ile konak meydana geçtim ama inanılmaz bir trafik vardı ve mesafe pekte yakın değildi. Maalesef google map beni yanıltmıştı şehir merkezinde ki eski otogarı izmir otogar diye göstererek. Aman siz bu detaya dikkat edin, izmir otogarı aratıp yol tarifine bakmak istiyorsanız izotaş olarak arama yaptırın.






Planlanandan iki saat sonra arkadaşımla saat kulesinin önünde (bütün turistlerin buluşma mekanıdır istisnasız) buluşup kemeraltına doğru bir tur attık. Kemeraltı çarşısı bana hiç yabancı gelmedi, kendimi bir anda Antep sokaklarında hissettim, sanki İzmir de değil de Antep’teymişim gibi. Çok bir vaktimiz olmadığı için çarşının içinde adını şuan bilmediğim biryerde yemek yedik ve sahile geçtik. Muhteşem bir gün batımı seyredip ardından ayrıldık. Biraz daha vakit olsa aslında Konak’tan Karşıyaka’ya vapur ile geçip bir deniz yolculuğu da yapılabilirdi ama ben malesef geri Kuşadası’na döneceğim için otobüs seferlerini denk getiremedim. Ama siz muhakkak gittiğinizde Konak’tan Karşıyaka’ya vapur ile geçin. Benim içimde kaldı L

Geceyi tekrardan Kuşadası’nda geçirdikten sonra iki günlük yorgunluğun acısını öğleye kadar uyuyarak çıkardım. Öğlen kalkıp kahvaltımı yapıp attım kendimi Kuşadası sokaklarına. Önce sahil boyu yürüyüp Güvercinada’sına gittim. Ada çevresinde bir tur atıp sahil turu yapan teknelerden birine attım kendimi. Bu arada Güvercinadası Kuşadası’nın simgesi. Sahile bir yürüyüş yolu ile bağlanılıyor. Bu yürüyüş yolunda sahil turu yapan tekneler sıralı. 


Her saat farklı bir tekne kalkıyor sahilden. Ben saat 14.00’te tekneye binip 15.30’da indim. Tur fiyatı 10 TL. Fiyatı uygun ve bir deniz havası almak isteyenler için tavsiye ederim. Ben memnun kaldım tekne turundan. Tekne turunun ardından Sahil boyu yürüyerek kervansaray tarafından çarşıya giriş yaptım. Önce Kervansaray çarşısını, sonra Kervansarayı (Restore edilmiş Osmanlı yapıtı) daha sonra da tarihi çarşı taraflarını gezdim. Çarşısını açıkçası çok sevdim, her ne kadar turistik bir yer olduğu için fiyatlar tuzlu olsa da sokakların dizaynı ve temizliği çok güzeldi. 


Gezerken acıktığımı farkedip yine tavsiye üzerine TUKİ ÇARŞAFLI adlı bir kafede hamburger-kumru karışımı bir çarşaflı yedim. (Resmi Ektedir.) Hem doyurucuydu hemde tadı lezzeti ürünlerin kalitesi şahaneydi ve benden tam not aldı. Fiyat olarakta uygundu, içeceği patatesi ile birlikte menü olarak tercih ettiğim için 22 TL verdim. Ama öyle bir doydum ki akşam yemeği yeme ihtiyacı hissetmedim sonrasında. TUKİ çarşının içinde, kime sorsanız gösterir cinsinden bilinen bir mekan, bence yolunuz düşerse bir denemelisiniz J. TUKİ’nin ardından attım kendimi tekrar sokaklara. Hediyelikleri geceden aldığım için tekrardan alışveriş olayına hiç girmedim. Aaaa bir dakika ben size gece hemen uyudum dedim ama uyumadım tabiki. Otele gelip (Saat 12de) duş alıp tekrardan çıktım dışarı, turistik mekanların faydası bu işte, hemen hayat bitmiyor gece sokaklar hep cıvıl cıvıl. Saat 2’ye kadar gece gezintisi yapıp karküresi ve magnet tarzı hatıralıklarımı geceden aldım. Çünkü ertesi gün öğlen otelden çıkış yapmam gerektiğinden valiz yerleştirme işi sıkıntı olacaktı. Bu nedenle alışveriş işini geceden halletmek faydalı oldu.




TUKİ’nin ardından Setur Marina tarafına doğru yürüyüşe geçtim. Setur Marina’da Kahve Dünyası’nda oturup limonatamı içerken hem dinlendim hem dergimi okudum. E haketmiştim artık biraz dinlenmeyi, saatlerce gezdikten yürüdükten sonra. Ve nihayet günün sonuna yaklaşırken arkadaşımla yine buluşup son saatleri birlikte geçirelim hemde bebişi severim dedim. Ama şöyle ufak bir tatlı kaza yaşadık anlatmasam olmazJ . Türk kahvesinin yanında ikram olarak gelen çikolatayı Tuğra Alp’in eline vermiştim . Arkadaşıma Alaçatı’da neler yaptığımı anlatırken göz ucuyla bir bakayım dedim birde ne göreyim Tuğra çikolatayı hem kendisinin hemde benim tüm kıyafetlerimize bir güzel yaymış J. Resmen gözümüz bağlanmış, daha yeni verdim eline hangi ara bu hale geldik diye başladım gülmeye. Ama şebek o kadar tatlı bir çocuk ki normalde o haldeyken sinirlenir insan ama ben kendimi unutup tuğraya gülmeye başladım. Islak mendille temizleriz dedim ama bende ki şanstan dolayı kafede ıslak mendil yoktu. Kafelerin bulunduğu alan sahil kenarı olduğu için el yıkamak için lavaboda yoktu ve marinanın lavabosuna gitmek için biraz yürümek gerekiyordu. Bir şekilde temizledik çikolataya bulanmış kıyafetlerimizi ama Tuğra’nın hala dünya umrunda değildi J

Keyifli saatlerin ardından dönüş için otogara gitme vakti gelmişti. Otelden valizleri alıp otogara geçtim ve Ankara’ya doğru yol alan otobüse binerek bu küçük tatlı kaçamağa son vermek zorunda kaldım. Hem ailesel hem çevresel problemlere hem işlere kısa süreli bir ara verip kendimle başbaşa kalmak çok iyi geldi. Sonuçta insanız, her derdin üstesinden gelmeye çalıştıkça zamanla dertlerin içinde kaybolup gidiyoruz.. Arada bu şekilde tatlı kaçamaklara fırsat tanımak gerekiyor. Bu arada arkadaşlar öyle yüksek maaşla çalışan bir avukat değilim, malesef avukatlık mesleğinin başında olanlar için Ankara’da maaş ortalaması çok düşük. Şimdilik kendi yağımızda kavrulup tecrübe kazanmak için idare ediyoruz. İlerde neler olur bilinmez. O nedenle hurafelere itibar etmeyiniz ve SOSYAL MEDYANIN SALİSELİK KARELERİNDEKİ MUTLU YÜZLERE İTİBAR EDEREK YANLIŞ ALGILARA MEYLETMEYİNİZ ;) Bir sonra ki gezi yazımızda buluşmak üzere esen kalınız efennnimmm J. (Gezi hakkında sormak istediğiniz konulara açığım, yorum olarak bırakırsanız en kısa sürede sizlere dönüş yaparım.)

PS: Kısa süreli bu kaçamağımda yanımda bir arkadaşım olmadığı için malesef kaliteli fotoğraflar çekilemedim. Yoldan geçenlere bir fotoğraf çekebilir misiniz lütfen demekte alışkanlığım olmadığı için yalnız olmanın dezavantajını açık bir şekilde yaşadım diyebilirim. Yine de birkaç fotoğrafım var tabi J.

























Hiç yorum yok:

Yorum Gönder