24 Eylül 2014 Çarşamba

PARİS 2 - Yeniden Paris ve Ben

Güzel geçen ilk günün ardından devamında yine huzurlu bir gün daha geçirecektik Paris sokaklarında. Buraya kadar gelmişken Kruvasan yemesek olmaz diyordu midemiz ama gezmekten bir türlü sıra gelmeyen midemizden yapılan bu çağrıya otel kahvaltısı ilaç gibi olacaktı. Yemekhaneye indik ufacık masalar vardı, herkes kahvaltısını yapıyordu ama ortada bir büfe falan göremedik ve aç olmanın verdiği cesaretle daldık mutfağa, görevli kadın biriyle konuşuyordu ve bizi görünce bişeyler anlatmaya çalıştı fakat canım teyzecim Fransa’ya geldik diye fransızca bilmek zorunda değiliz ki! Sonra anlamadığımızı anlayan diğer kadın bize kadını tercüme ederek salona dönüp istediğimiz bir masaya oturmamız gerektiğini ve kahvaltının birazdan geleceğini söyledi. E peki madem deyip başladık beklemeye. Gelen menü içinde her ne kadar ahım şahım yiyecekler olmasada Kruvasan ve kahve tüm eksiklikleri kapatmaya yetmişti J. Güzel bir şekilde karnımızı doyurunca kalanlarıda çantaya atıp düştük sokaklara. (E napsaydık yani azığımız onlar bizim , kınamayınız lütfen öğrenciyiz biz J)


Hedef belliydi : İlk gün gidilemeyen her yere gidilecekti bugün! (Zavallı ayaklarımız..) NOTRE DAME ilk durak idi.  Hep duyardım Notre Dame’ın kamburu diye bi hikaye falan ama bu zamana kadar hiçte merak edip araştırmamıştım. Sonra çok sevgili Gezi arkadaşlarım beni gerekli bilgilerle besledikten sonra gezmeye devam edelim dedik. J Binanın içinde en çok dikkatimi çeken ise yapım sürecinin anlatıldığı köşe. Yaklaşık 1000 yıllık bir geçmişi ve her aşamanın resmedildiği kronolojik sıralama insanı hayrette bırakıyordu bi nevi. Yazık parasızlıktan tamamlayamamışlar bir türlü.








 Dış mimarisi iç yapısına göre daha güzel olan Notre Dame ‘ dan ayrılıp bu küçük ada üzerindeki diğer mekanlara sırasıyla uğradık. PALAIS DE JUSTICE (Adalet Sarayı ) tabikide benim için en anlamlı yerdi ama içine giremedik zamanımız kısıtlı olduğu için malesef. Sonra SAINTE CHAPELLE’e geçtik. Artık kilise-katedral benzeri yapılar görmek sıradanlaştığı için pekte ilgimizi çekmedi burası ama yinede Gotik mimari tarzının güzel bir örneği olduğunuda kabul etmemiz lazım.









Ada üzerinde işimizi bitirince Köln’de ki Aşıklar Köprüsünün aynısı olan köprüde de fotoğraflar çekip geçtik ORSAY MÜZESİNE. Museum Pass biletimiz olduğu için gittiğimiz hiç bir yere para vermeden rahatlıkla her yeri görmüştük ve sıra beklemek zorunda da kalmamıştık. Orsay müzesine de rahatlıkla girince rahat bir nefes alacaktık ki bizi bekleyen Fotoğraf çekme yasağı ağzımızın tadını kaçırdı. Yani amacınız ne anlamıyorum ki Louvre müzesinde bile yasak değilken burda niye yasak sanki çok mu önemli eserler var diye içimden sayıştırıyordum idarecilere ama gerçekten haklıydım. Müzenin iç mimarisi her ne kadar güzel olsa da içinde bulunan eserler artık bizim için sıradanlaşmıştı. Van Gogh’un bazı eserleri çok tanıdık gelmişti ama sonradan hatırladık ki zaten bunları Amsterdam’da görmüştük J. (Van Gogh bir süre Paris’te kardeşinin yanında yaşamış.)  Burayıda bitirdikten sonra gitmeden son bir hatıra resmi çekelim dedik ve görevlilerin gözlerinden uzak bir mekanda sanki yangından mal kaçırıyormuşuz gibi alelacele birer fotoğraf çekip müzeden çıktık (son sırada ben olduğum için görevliler bizi farketti bağırarak no-photo dediler ama kimin umrunda çekmiştik çoktan J) 

Şuan yazarken aklıma geldide dün iki mekanı atlamışım, Grand Palace ve Petit Palace. Onlarıda gördük. Şanzelize’de karşılıklı bulunan iki saray ama pekte ilgi çekici değildi. Buralarda sergiler yapılıyormuş , tiyatrolarBunları görünce anladıkki bu Parisliler yaptıkları bütün büyük binalara Saray adını veriyorlar J .














Dün altından fotoğraf çekmekle yetindiğimiz Zafer Takı’nın üstüne çıkılabildiğini ve museum pass biletinin bunuda kapsadığını öğrenince soluğu tabiki Zafer Takı’nda aldık J. Etrafını dört döndüğümüz halde bir türlü girişini bulamadığımız hatta etrafındaki yol çemberini kırıp dibine bile gelemediğimiz Tak’ın yanına ulaşmak hiçte kolay olmamıştı J. En sonunda yola atlayıp trafiği katletmeyi göze almıştık ki bir polisin uyarısı ve işaretleri ile Zafer Takı’na giden alt geçidi gördük J . Ama ben orayı Metro durağı sanmıştım benim hatam değil J. Alt geçit benzeri tünelimsi şeyi geçip çıktık sonunda en tepeye. Ama sevgili Fransızlar insanlara işkence etmeye bayılıyor anlaşılan ki yine merdivenleri tırmanmak zorundaydık! Bu takı zamanında Napolyon Savaştan dönen askerlerin zaferi şerefine yaptırmış. Sonrasında Paris’in mimarisi tamamen bu yapı merkez kabul edilerek inşa edilmiş. Zaten buradan etrafa baktığınızda dümdüz ip gibi yapılmış yollar ve sokaklar görürsünüz sadece. Görsellik 10 numara. Ve adamlar yapmış hakkaten diyorsunuz düzeni gördüğünüzde.

Bizi hayal kırıklığına uğratan tek mekan ise tamamen google amcanın suçuydu. Paris’e gitmeden Versay sarayının yerini Google Mapten bakıp işaretlemiştik ve o istikamette yolumuza devam ettik ancak bizi karşılayan büyük bir  hayal kırıklığı oldu. Gittiğimiz yer muhtemelen bir spor komplexi idi ama saraydan eser yoktu burada. Yanıldığımızı anlayınca üzüntü ile otelden eşyalarımızı alıp Tren garı yolunu tuttuk. Giderken yol üstünde madem diye opera binasına da uğradık ancak zaten kapanmıştı ve para vermeye değmeyeceği için içine giremedik.

Bir saatte gittiğimiz paristen 5 saatte 4 aktarma yaparak gelmiştik Brüksel’e. Ve her ne kadar Paris güzel bir şehirde olsa Brüksel’e indiğimiz anda sanki evime memleketime ulaşmışım gibi rahat bir nefes aldım.. Evet evet ben bu şehre aşık oldum asıl.. Ve buradan ayrılış gün geçtikçe daha da zor gelmeye başlıyor , galiba ayrılırken ağlayacağım.

Gezi serüveni yazılarına kısa kesitler halinde Brugge+Rotterdam+ Den Haag+Lüxembourg+Frankfurt olarak devam edeceğiz, ama yoğunluktan ne zaman onlara sıra gelir hiç bilemiyorum . Şimdilik takipte kalın – Sağlıcakla kalın efendim J


SELAMETLE inş..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder