23 Eylül 2014 Salı

PARİS 1 - Yeniden Paris ve Ben

Hayatta her an, her dakika ; ne yaptiğiniza , ne söylediğinize, ne düşündüğünüze dikkat etmek gerekiyormuş neden ? Çünkü herşey her an olabilir (Çünkü bizi hiç bir zaman yalnız bırakmayan O Yüce Yaratıcı var..)J belkide sonda verilmesi gereken mesaji başta vererek bu yaziyi burada noktalamam gerekiyor ama tabikide böyle birşey olmayacak J .


Mayıs ayında çıkmış olduğumuz küçük Avrupa turunda Paris’e gitmek nasip olmuştu ama  bu pekte hoş hatırladığım bir gezi değildi malesef. Hava şartları , yağmurun hiç dinmeyişi, kalacak yerimizin olmayışı, cepte para denen hayati ihtiyacın  bulunmaması , sırtımızda günden güne azalması gerekirken aksine artan yüklerimiz ve gezinin son günü olması hasebiyle tükenen enerjiler ,.. Herşey üstümüze üstümüze gelirken gezmek aklımıza gelecek en son şeydi ve sadece Eyfel, şanzelize arasını yürümüştük tekrar , tekrar..Neyse siz zaten o gezimin nasıl geçtiğini önceki yazımdan dolayı biliyorsunuz, şimdi tekrardan detaylara girmeye ne lüzum var demi J. İşte o gün demiştim ki “Ey  Paris bu sefer sen bizi yendin ama nasipse tekrardan geleceğim ve bu sefer kazanan taraf ben olacağım..”.Görende savaşa gidiyorum zanneder J !





Ve şuan bu yazıyı okuduğunuza göre bunu başardığımı anlamışsınızdır J. Gittiğimiz her şehirde bizi takip eden Rahmet yağmurları Paris’te peşimizi bırakacak ve çok güzel iki gün geçirecektik arkadaşlarla birlikte.. Ve belkide aklımızda en güzel kalacak şehre dönüşecekti (Güneş bu kadar önemli mi demeyin sayın okurlarım! ÖNEMLİ! Hele de yağmurlukları giyince sarı civcivlere dönüyorsak ve ıslanmadan bir gün geçiremiyorsak ..)

Sabah hızlı trenle Paris’e varmamız bir saatimizi aldı ve ilk iş otele gidip çantalarımızı bırakıp haritalarımızı almak oldu (Bu işime geldi çünkü haritaya gittiğiniz her yerde para verince biraz zararı oluyor tabi, ama bir turist de haritasız olmaz el mahkum..)



Hedef 1 à Elbette ilk hedef “Eyfel kulesi” hele de kaldığınız yer hemen eyfelin dibindeyse J. Amaç en tepeye çıkmaktı, ve hesaplarımıza göre (Bize söylenenlere göre) saatlerce sırada beklememiz gerekebilirdi ama hiç de öyle olmadı (Galiba işler sonunda rast gitmeye başlayacaktı)J 10 dakika bile beklemeden biletimizi almıştık fakat işin komik yanı şu ki Eyfel’in dibinde dört tane sıra vardı biz uyanıklık yapıp en kısa sıraya girelim dedik diğer insanlarada anlam veremiyorduk –Niye burada kimse yok orası dolu diye- Meğersem biz merdiven sırasına girmişiz onlar asansör için bekliyormuş J. Neyse almıştık bileti artık vazgeçemezdik –Alt tarafı biraz merdiven çıkacaz canım nolacakki , ömrümüzde hiç mi merdiven çıkmadık sanki!!!-.. Arkadaş yorulup pes etmeye kalktı ama ben çıktıkça daha da zevk almaya başlıyordum (Psikopatlık böyle bişi) J




Bizi karşılayan manzara süperdi , o merdivenleri çıktığıma zerre kadar pişmanlık duymadım çok şükür J. Aşağıdan eyfele bakmak değilde Eyfel’den etrafı izlemek daha zevkliydi J Ama yinede herkesin ayılıp bayıldığı , aşık olduğu bu kule beni o kadarda cezbetmemişti , etkilenmemiştim . Sonra merdivenleri inmek çıkmaktan dahada zevkli bir hale dönüştü ve nihayet karaya ayak basmıştık J. Sağından solundan önünden arkasından bol bol fotoğraf çektikten sonra diğer istikametlere doğru yol aldık. Ulusal-Askeri müze yada adı buna benzer bişi tam hatırlayamadım ama neyse işte ilk bizi karşılayan o oldu, tabi ücretliydi içeri girmek ve dışından fotoğraf çektirip ayrıldık.







Hedef 2 à Lüxembourg Bahçeleri, herkesin övüp çok güzel dediği bir bahçeydi ve gittiğimiz her şehirde en az bir park görmeyi hedef haline getirdiğimiz için burayı görmezsek olmazdı . Ve gerçekten gittiğimize değdi. Kraliçe’nin kendini huzurlu hissedeceği bir yer olması için yapılmış bir bahçeydi burası ve içinde birçok alanı mevcuttu. Küçük bir göl, yazlık saray tarzında bir bina, çeşit çeşit çiçekler-börtü böcekler.. Doğa aşığı olan ben için görülmeye değer bir alandı ve böylece 2. Istikamette beni pişmanlığa uğratmamış oldu J.



Kahvaltıyı geçiştirdiğimiz için öyle çok acıkmıştık ki yürüyecek halimiz kalmamıştı , Tek güvenip yiyebileceğimiz yer olan ve gittiğimiz her şehirde muhakkak uğradığımız Subway’lerden burada da bulmamız gerekiyordu ama nerden bulacaktık ki.. Böyle demeye kalmadan bahçeden çıkar çıkmaz Subway görmemiz bir oldu, siz gelin de görün bizde ki çocukça sevinmeyi J. (Her gün Ton balıklı sandiviç yemeyi adet haline getirmiştik ekipçeJ)

Hemen sonrasinda yemek yemenin sonucu olarak beynimizde ve midemizde uçuşan kelebekler eşliğinde diğer istikamet olan PANTHEON Tapınağına geçtik. İç mimarisi ile ve önemli insanların mezarlarının bulunduğu yer olması itibariyle büyük bir öneme sahip burası. (Victor Hugo’nun, Emile Zola’nın, Alexander Dumas’ın mezarlarını gördüm yani sayın okurum ama malesef bir fatiha bile okuyamadık keşke imanlı olarak ölselermiş..). Benim en çok ilgimi çeken ise giriş kısmında yerde halı gibi döşenmiş olan insan yüzlerinin bulunduğu alan J. Fotoğraftada gördüğünüz gibi ortama baya farklı bir renk katmış durumda J.

Sonra ne mi yaptık ? Hani şu heryerde gördüğünüz şimdilerde de capslere falan konu olan MONALİSA teyze varya hah işte buralara kadar gelmişken onuda görmeden gidersek ayıp olur dedik ve düştük MUSEUM OF LOUVRE yollarına. Bir yandan yarın mı gelsek buraya derken diğer yandan öğrendiğimiz bişey iyiki bugün gelmişiz dedirtti. Salı günü müze kapalıymış mış mış.. Ne saçmalık haftaiçi müze mi kapatılır hemde salı günü. Neyse girişini binbirgüçlükle bulduğumuz müzede Mona teyzeyi bulmak hiçte zor olmadı çünkü adamlar resmen MONALİSA’ya giden yol diye her köşeye işaret koymuşlar J . Müze o kadar büyük bir müze ki bir gün de ancak gezersiniz, çünkü müzenin dört kanadı var ve her kanadı 3 katlı falan ve öyle küçük değil ha bildiğiniz kocaman binalar.. Neyse işte zaten süremiz azdı bir selfie yaptık Mona teyze ile sonra çıktık oradan düştük Montmarte Yollarına.



MONTMARTE Tepesi namı diğer RESSAMLAR Tepesi hiçte öyle yakın değilmiş gerçekten de tepeymiş! Metro ile gittik çabuk hareket edelim diye. Sonra bizle aynı durakta inen adamlar hemen sağdaki asansöre üşüştüler bizde güldük hallerine.(–cahiliz ya madem bilmediğin bir yer niye adamlara gülüyon ki iki üç kat merdiven için asansör mü beklenir diye, bildiğiniz 8 kat çıktık yukarı 300den fazla merdiven yani.. bittik okurum bittik ..!-) Zorluklarla çıktığımız metrodan güneşi görünce çocuklar gibi şenlendik desem abartmış olmam J Neyse işte geldik mi geldik sonunda J. Ressam amcaları bulduk (Tabi öncesinde yanlış yöne gidip bir mezarlığa da uğradık ama çabuk döndük J). Ucuz da demiyorlar ki bir resmimi çiz diyek, iç çeke çeke uzaklaştık. Tepeye görsellik katan  SACRE COEUR ‘da da bir iki fotoğraf çekip biraz da buradan izledik Paris manzarasını. (Eyfelden daha güzeldi buradaki manzara , I think J)


Yorgun ve koşturmalı geçen günün ardından CONCARDE meydanını geçerek ŞANZELİZE’ye (CHAMP ELYSEE) doğru yürüdük daha doğrusu Şanzelizeden ZAFER TAKI’na kadar yürüdük ve güne Eyfel’in gece manzarasını izleyerek noktayı koymuş olduk.. Bu caddenin önemi ise tamamen lükslükten kaynaklanıyor, öyle mağazalar varki içine sıra ile insan alıyorlar, vitrinlerdeki fiyatlar ise dudak uçuklatan –kalp krizi geçirten cinsten.. Ve bir ucunda Concarde meydanı bulunan bu caddenin diğer ucu Paris mimarisinin merkezi konumunda olan Zafer Takı’na çıkıyor.. İşte burasıda böyle bir yer.Kırmızı ışıkta arabalar dururken yola atlayıp fotoğraf çekilip geri kenara kaçışmalarımız sonucunda bizden taktik kapan diğer turist kardeşlerimiz trafiği katlettiler J. EEE işte biz yani nerde güzel manzara yakalanır eyi bilirik J .





Paris’te ikinci gün neler yaptık,  nereleri gezdik, 1 yıldızlı otelimizde kahvaltımızda ne vardı, Paris hakkında genel düşüncelerim neler, tavsiyelerim neler, Veeee Google amca yüzünden yanlış gittiğimiz yer neresi ???   ..... Hepsi yakında yine bu Blogta , Sevgiyle -Saygıyla -Sağlıcakla kalın SELAMETLE inş.. J

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder