SON İSTİKAMET ---ROMA&PARİS---
Eveetttt geldik gezimizin son bölümüne, belkide en aksiyonlu kısmına… Aslında Roma ve Paris kısımlarını ayrı ayrı yazmam gerekiyordu ama vakit kıtlığı sebebi ile bir yazıda birleştirme kararı aldım.Tren garında saatlerce süren beklemenin ardından ulaşmıştık Roma’ya ve kalacağımız evi bulmak hiçte kolay olmadı, ulaştığımızda ise uykunun kollarına bıraktık kendimizi düşüncesizce ve yorgunlukla.. Ertesi sabah elimizde haritamız ve aldığımız tüyolarla düştük Roma sokaklarına. Colezyum’dan başladık akşam gün batarken noktalanacak gezimize. Colezyum’dan yani gladyotörlerin dövüştüğü meydandan sonraki istikamet Roma Forum’du. Binlerce yıl önceki bir hayatın geriye kalmış tek şahidiydi bu alan. Okuduğum bölümünde bir nevi doğduğu yerdi malum hukuk sistemimizin tamamı batı kaynaklı nerdeyse ve Batı hukukunun kaynağıda Roma Hukuku yani bizde hukukun tam merkezindeydik o anda o alanda. Buraya kadar gelmişken Roma Hukuku hocamızı yani sayın Abdullah hocamızıda anmadan edemedim tabiki ,kulakları çınlasın.Forum’u geçtikten sonra sıradaki istikamet Roma Sokaklarıydı. İlk karşılaştığımızz bina Roma'yı tek bayrak altında toplayan kişi adına yaptırılmış tabi adını hatırlamıyorum.Tepesinde ki atlı heykellerle ve beyaz rengi ile bu bina çok mu şahane duruyordu ne? Merve ile dönüşümlü olarak çektiğimiz fotoğraf seramonisinin ardından düz gitmemiz gerekirken yanlış yöne sapınca gereksiz yorgunluklara sebep olmuştuk istemeden… Bizim gibi turist olan birinin yardımı sayesinde tekrardan yönümüzü bulup Roma’nın en büyük caddesinden aşağı doğru yürümeye başladık. Gözümüz hep yemek yiyecek bir yer arıyordu çünkü saat 1’I geçiyordu ve biz hala kahvaltı yapmamıştık. Yol kenarında Freewifi yazısını gördüğümüz restorana dalıp hem karnımızı doyurup hemde telefonlarımız nete kavuştuğu için yaşadığımız o kısa süreli mutluluk ne de güzeldi.
Aşk çesmesindeydi sıra şimdi daha doğrusu buraya nasıl geldiğimizi bile anlamadık. Küçük kulübe şeklindeki dükkanların olduğu, her yerde zenci seyyar satıcıların yoğun pazarlıklarla insanlara bişeyler satmaya çalıştığı o sokağa girivermiştik. Romada ki en ucuz hediyelerde burdan alınır bunu keşfettim o gün. Bi süre önce restoranda yemiş olduğumuz ‘Margarita pizzamız’ın verdiği enerji ile yürüyordum sokaklarda. Hediye bakmak için girdiğimiz yolun sonunda durağımız şaşırtıcı bir şekilde AŞK Çeşmesi (Gerçek adı aşk çesmesi değilmiş, bunu biz Sevgili Türkler uydurmuşuz bu arada-genel kültür-) J olmuştu. Birde ne görelim çılgın bir Türk akını olmuş buraya. Polonya’da ki master tur ekibinin italya gezisi vardı ve onlarla burada karşılaştık ve biz Türkler yine heryerdeydik. İnanışa göre sağ elinle sol omzunun üstünden arkan dönük şekilde bu çeşmeye para atman gerekiyor böylece buraya tekrardan geliyorsun ama tabiki ben paralarıma kıyamadım en azından bugünlük ve suyumuzu içtikten sonra canımız nasılda dondurma istemişti öyle anlatamam.
E malum Roma da dondurması ile ünlü
aynı MARAŞIM gibi. Mervenin tavsiyeleri ile meşhur limonlu gelato dondurmamızı
alıp master tur ile birlikte sıradaki istikamet olan ‘İspanyol Merdivenleri’ne
doğru yürüdük. Yolda ilerlerken Hz. Meryem’in annesi olan Azize ananın da
heykelini görmüş olduk. İspanyol
merdivenleri tam bir fiyaskoydu. Hiç bir anlamı yok. Sıradan merdiven yapmış
adamlar ve eskiden o bölgede ispanyollar yaşadığından onların adını vermişler
ve nasıl olmuş bilmiyorum ama ünlü olmuş bir şekilde bu sıradan merdivenler. Adamlar
geliyor burada oturuyor fotoğraf çekilip gidiyorlar hepsi bu. Buradan sonra
istikamet evdi ve yorgun bedenlerimizin ciddi bir dinlenmeye ihtiyacı vardı.
Ertesi
gün ekibin diğer elemanlarının Romaya gelmesi ile ikinci Roma turumuz
başlıyordu onlarla birlikte. İnternetin olmadığı telefonlarda kontörün bulunmadığını
düşünürsek buluşmanın ne kadar zor olduğunu anlarsınız herhalde… Zorluklarla
metro istasyonunda buluşup ilk istikamet olan Vatikan’a doğru yola koyulduk.
Şehre daha doğrusu ülkeye yaklaşınca görmüş olduğumuz devasa sıra dudağımızı
uçuklatmaya yetti. Malesef hayal kırıklığı ile başlamıştı günümüz. Eğer sırayı
bekleyelim 20 euroya alalım bilet desek en az dört saat sürerdi bu sıranın
bitmesi yok karaborsa bilet alalım sırayı beklemeyelm desek 30 euro… Her türlü imkansızdı yani. Metroya
binip dünkü istikamet olan colezyumdan itibaren tekrardan diğerlerine şehri
gezdirmekti o günlük işimiz. Colezyum-Forum-Parlemento binası- Aşk
çeşmesi-İspanyol merdivenleri-Venedik meydanı- ve adını hatırlamadığım bir kaç
yeri gezdik o gün boyunca. Merve ile diğerleri forumu gezerken yemek yiyelim
dedik ve ana meydanda ki bir yere girdik. O deniz ürünleri içeren pizza bende
mantarlı pizza istedim ve gelen pizzalar hayatımızda yediğimiz en iğrenç
pizzalardı. Merve zaten iki dilim bile yiyemedi garibim. İtalya’ya gelipte
böyle iğrenç bir pizza yemek başkasının başına geldimi bilinmez ama bizim
başımıza geldi malesef…
Paris’e
uçağımız sabah saat 6’daydı bu sebepten gece havaalanında sabahladık tabi
havaalanına taksiyle geldiğimizi ve taksicinin önce kişi başı 5 derken sonra
toplam 50 euro istemesini detayı ile anlatamayacağım malesef. Bir köşeye
oturduk ve diğer heres gibi uçak saatini beklemeye başladık. Kimimiz uyudu
kimimiz bekçilik yaptı ve böylece zaman geçti.Havaalanında da sabahlamış olduk
böylece ve ertesi gün saat 8:30 sularında Paris’teydik. Uçak firması Ryanair
olunca şehre 80 km uzakta bir kasabada indik resmen ve şehre ulaşım için 20
Eurolar uçup gitti cebimizden. Hepimizin canı sıkkındı. Ordan oraya süren bu
bir haftalık yolculuk artık tak etmişti canımıza. Geziyorduk, gülüyorduk,
eğleniyorduk, ağlıyorduk, tartışıyorduk yani aklınıza gelebilecek her türlü
duygusal ifadeyi yaşadık bu şehre gelene kadar ve artık kimsede sabır ve hal
kalmamıştı. Ne cebimizde para, ne ayaklarımızda derman, ne bedenimizde güç nede
içimizde istek kalmıştı. Bir haftada bu hale gelen bizler sözde bir zamanlar 22
günlük interrail yapmayı düşünüyorduk.(!) İlk ve son durağımız Eyfel Kulesi
oldu ve yere serildik hepimiz. Hava bize inat kapalı ve yağmur bulutların
arasından bize sırıtıyordu –demek geldiniz ha bakın görün gününüzü nasıl zehir
edecem dercesine-… Yağmur rahmettir ama sırtınızda yüklerle gidecek yeriniz
yoksa ve sokaktaysanız işte o zaman varın siz düşünün gerisini… Eyfelden sonra
bir kaç yeri daha gezip Şanzelize Sokağına doğru yol aldık. Paris hiçte öyle
yürüyerek bir günde gezilir cinsten değilmiş arkadaş… Şanzelizede yürürken
hepimiz öyle ezik hissettikki. İnsanlardan lükslük akıyordu resmen . Biz o
paspal hallerimizle daha fazla yürümeye cesaret edemedik ve bi kafe bulup
oturduk. Anne ve kızının işlettiği küçük bir kafeydi ve kalacak hostel
aramamızda acıyıp yardımcı olan bir sahibi vardı bu kafenin. Bir saat aradık
ama netten ümidimizi kesip sokaklara daldık… Aradık taradık ama ne bir hostel
ne bir hotel bulamadık ve geceyi sokakta gecirmenin planlarını yapmaya başladık
ve yağmur bize inat yağıyordu usul usul ama artacağının haberini vererekten…
Geceyi saat 1:30 a kadar mcdonaldsta geçirdik sonrasında ise havaalanına
gideceğimiz otobüs durağını bulduk ve bir şokta burda yaşadık. Karşılıklı iki
duvar üstü kapalı ama diğer iki yanı açık küçücük bir alana gelmişiz ve sabah
saat 6’ya kadar burda beklememiz gerekiyordu.Hemen en kuytu yere oturup
titreyerekten sabahı bekledik .Ve nihayetinde bir uçak ve üç tren yolculuğunun
ardından Varşova’yı geçip Torun’a ulaşmıştık akşam saat 21:00 sularında…
Görünüşte ufak ama içerik olarak bizde bir çok anı ve iz bırakan bu
gezinin ardından şimdi sıra fotoğrafları toplamaya geldi yakında onlarıda
paylaşırım. En iyi geçen kısım Barcelona’ydı muhtemelen. Çünkü cebimizde
paramız vardı, yatacak yerimiz vardı, araştırmalar tam yapılmıştı ve enerji
doluyduk. Şuan herkes orayı çok güzel hatırlıyordur . Gün geçtikçe ve enerjimiz
azaldıkça , gözler şiştikçe aldığımız zevkte azalmaya başladı ve en sonunda
belkide en iyi olması gereken şehirde yani Paris’te en dibi gördük… Ama yinede
gördük… Roma’da ve aynı zamanda diğer şehirlerde bizi en çok sevindiren her
yerde çeşme olmasıydı. Suya hiç para vermedik denebilir helede euro
bölgesindeyseniz bu size ciddi anlamda faydalıdır yani çeşme bulmak. Sularda
temiz ve lezzetli. Roma’da dikkatimi çeken diğer şey ise çok fazla zenci seyyar
satıcının olması. Adamlar bildiğin heryerdeydi arkadaş. En büyük cadde bile
onlarla kaynıyordu. Roma fiyaskoydu benim için. Temiz değildi, bir iticilik
vardı, metrolar kötüydü vesaire vesaire… Paris ise onun aksine aristokratik
kesim için yapılmış bir kentti sanki. Adamlar resmen paran yoksa gelme dediler
bize. O geceyi sokakta geçirmemizde bunun en büyük göstergesiydi ama sonuçta
yalnız değildik ve 7 kişi bir arada olunca o bile bir yerden sonra eğlenceli
bir hal almıştı…
Bu
gezide edindiğim tüm hatıralarda yeri olan ve her ne kadar süper bir 7’li
olmasakta yanımda olan tüm herkese içten teşekkürlerimi sunuyorum… Merve
Baysal’a, Seda Kılıçparlar’a, Esra Çanak’a, Ali Çam’a, Bahar’a ve Didem’e
herşey için çok teşekkür ediyorum ve umarım ilerde bugünlerimizi hep tebessümle
hatırlarız gençler… Allah’a emanet olun inşallah, selametle

bence arkaplanı veya yazı rengini degistirin. okumakta zorlanılıyor
YanıtlaSil