Heyecan içinde yapılan hazırlıklardan sonra sıra geldi trene atlayıp yola koyulmaya. 13 Mayıs 2014 saat 12:15 treni ile başlayan yolculuk Varşova’dan saat 20:00 de Barselona’ya uçmamızla iyice realiteye dökülmeye başladı. Gece 23:00'te indik Barselona'ya ve her zamanki gibi her kafadan farklı bir ses çıktığı için bir ulaşım aracına karar verip gitmemiz yaklaşık 1 saat sürdü. En ucuza getirmekti tüm derdimiz. Bir ispanyolla tanıştık durakta ve adamın gece kabusu olmaya hazırdık. Çeşitli sorularla buraya nasıl gidecez, şuraya nasıl gidecez, şu nasıl ,bu nasıl falan filan. Ama adamda sabır varmış , bize yardım ettikçe mutlu oluyor gibiydi sanki ve hiç bıkma belirtisi yoktu. Şehir merkezinde onunla birlikte indikten sonra metroların kapanmış olduğu acı gerçeği ile yüzleştik ve adamın peşinde delicesine ordan oraya otobüs aramaya başladık. Sonra tabi bu eziyet bize yeter deyip her zamanki lüks yaşantımıza dönüp taksilerle irtibata geçtik. Hedefte iki farklı hostel vardı ve ücret olarak 6-7 euro civarıydı. Bizede bu ucuz gelince bizim için koştura koştura otobüs arayan adamı orada yüzsüstü bırakarak taksilere atladık. kalacağım hostele doğru yola çıktım –Ona Barcelona-. Taksici amca bize müslüman mısınız? Dedi ve kendininde müslüman olduğunu söyledi , Fas’tan gelmiş buraya. Tabi ne onun ingilizcesi ne bizim arapçamız var, öyle olunca iletişim kurmak mümkün olmadı ve sessiz bir yolculuk eşliğinde bizi hostele bıraktı. Taksiden inince gördüğümüz şey kocaman bir apartmandı tabi mimariside farklı olunca doğru yer mi diye emin olamadık. Taksici amca sağolsun bizim içeri girmemizi bekliyormuş, yanımıza gelip bize hosteli gösterdi ve anladıkki o kocaman apartman hostel değilmiş sadece bir katını kiramışlar hostel yapmışlar ama yinede büyük bir yerdi. Odamıza yerleşip kendimizi uykunun kollarına bıraktık sonuçta ertesi gün uçsuz bucaksız Barcelona bizi bekliyordu.
| La rambla caddesine doğru gidiyor yollar... |
Tur rehberimiz Gaudinin eserlerinden oluşan bir plan eşliğinde sırası ile bize yapıları gösterdi. İlk önce adını hatırlamadığım bir binaya gittik ama bende etki bırakmadı oraya gitmemizin tek faydası yoldan geçerken bit Türk restoranı görmemiz oldu. İkinci durağımız Casa Battlo idi yani namı diğer Kemik Ev. Renkli işlemeleri ve kemiğe benzer sütunları ile dışarıdan manzarası süperdi. İçeri giriş 16 Euro civarında bir ücrete tabiydi ve tabiki biz dışardan görmekle yetindik.
| Aklıma kazınan devasa yapı! Sagrada Familia... |
| Park Güell |
Bu hazin sondan sonra sıradaki istikamet sahile inip akdenizin sularına ayak sokmaktı. Metroya atlayıp indik sahile ama bi yarım saat kadarda yürümemiz gerekti. Herkes sürünüyordu yürümüyordu, ayaklarımız artık iflas etmişti ve kara göründü misali sahilin kumlarını görünce yüzümüzdeki mutluluk görülmeye değerdi. Ben oturdum ayaklarımı kuma sokup uzandım dinlendim diğerleri dalgalara karıştılar havalara zıplayıp fotolar çektiler, kumlara isimler yazdılar yani iyi eğlendiler. Koşturmacalı geçen bir günün ardından sahil gerçekten hepimize iyi gelmişti. Sahlin ardından acıktığımız aklımıza geldi ve sabahki gördüğümüz restorana doğru düştük yola. La Ramble caddesi akşam dahada güzelleşmişti. En Helalinden karnımızı doyuralım dediğimiz sıralarda öğrendik acı Soma gerçeğini. Hepimiz şok olmuştuk. İçimize oturdu resmen. Bir anda moraller gitti. İnsanlar bunun için yas tutarken biz burada geziyoruz diye vicdan muhasebemizide yaptık. Sonrasında ise yine La Ramble den yürüyüp hediyelerimizi alıp, içimiz acır bir halde hostellere geçtik. Ertesi sabah buluşup havaalanına , oradanda Venedik'e doğru yola koyulmak üzere vedalaşıp ayrıldık.
NOT: Venedik'e giremeden başlayan şanssızlıklar, Hava
alanından kampa ulaşma lüksü, Çadırlarımızın hali, Gondola binemeyişimiz,
küçücük venedik sokaklarında koşturmalı geçen yorucu rezil bir gün ve adalar,
aniden tanıştığımız bir anteplinin bize yaptığı kıyak, kampa kaçak girişimiz
ve devamı diğer yazımda , SAKIN
KAÇIRMAYIN JJJ
:) tadını cıkarın
YanıtlaSilbitti resmen, sayılı gün çabuk bitti :)
Sil