21 Mayıs 2014 Çarşamba

BARCELONA / İSPANYA --GEZİ BAŞLASINN!!

                         
   Yaklaşık 3 ay oldu biz Erasmus’a geleli. Okulumuzun çok yoğun olmamasına rağmen çok fazla gezi yapma imkanımız olmamıştı. Sadece ülke içinde üç şehir ülke dışında ise iki şehir görmüştük. Gitmeden ufak bir tur yapalımda boşa gitmesin bunca zaman dedik ve haftalar öncesinden aldığmız biletlerle rotamızı çizdik en ucuz yoldan. Hedefte Barselona-Venedik-Roma ve Paris vardı. Maddiyatımız daha fazla şehir eklemeye elvermeyince bunlarla yetinelim dedik. 
  


   Heyecan içinde yapılan hazırlıklardan sonra sıra geldi trene atlayıp yola koyulmaya. 13 Mayıs 2014 saat 12:15 treni ile başlayan yolculuk Varşova’dan saat 20:00 de Barselona’ya uçmamızla iyice realiteye dökülmeye başladı. Gece 23:00'te indik Barselona'ya ve her zamanki gibi her kafadan farklı bir ses çıktığı için bir ulaşım aracına karar verip gitmemiz yaklaşık 1 saat sürdü. En ucuza getirmekti tüm derdimiz. Bir ispanyolla tanıştık durakta ve adamın gece kabusu olmaya hazırdık. Çeşitli sorularla buraya nasıl gidecez, şuraya nasıl gidecez, şu nasıl ,bu nasıl falan filan. Ama adamda sabır varmış , bize yardım ettikçe mutlu oluyor gibiydi sanki ve hiç bıkma belirtisi yoktu. Şehir merkezinde onunla birlikte indikten sonra metroların kapanmış olduğu acı gerçeği ile yüzleştik ve adamın peşinde delicesine ordan oraya otobüs aramaya başladık. Sonra tabi bu eziyet bize yeter deyip her zamanki lüks yaşantımıza dönüp taksilerle irtibata geçtik. Hedefte iki farklı hostel vardı ve ücret olarak 6-7 euro civarıydı. Bizede bu ucuz gelince  bizim için koştura koştura otobüs arayan adamı orada yüzsüstü bırakarak taksilere atladık. kalacağım hostele doğru yola çıktım –Ona Barcelona-. Taksici amca bize müslüman mısınız? Dedi ve kendininde müslüman olduğunu söyledi , Fas’tan gelmiş buraya. Tabi ne onun ingilizcesi ne bizim arapçamız var, öyle olunca iletişim kurmak mümkün olmadı ve sessiz bir yolculuk eşliğinde bizi hostele bıraktı. Taksiden inince gördüğümüz şey kocaman bir apartmandı tabi mimariside farklı olunca doğru yer mi diye emin olamadık. Taksici amca sağolsun bizim içeri girmemizi bekliyormuş, yanımıza gelip bize hosteli gösterdi ve anladıkki o kocaman apartman hostel değilmiş sadece bir katını kiramışlar hostel yapmışlar ama yinede büyük bir yerdi. Odamıza yerleşip kendimizi uykunun kollarına bıraktık sonuçta ertesi gün uçsuz bucaksız Barcelona bizi bekliyordu.
La rambla caddesine doğru gidiyor yollar...
      Sabah 7’de kalkıp diğerlerini almak için diğer hostele doğru yola çıktık. Hostellerin yakın olması şansı ile 10 dk da oraya ulaşıp onları aldık ve Bahar ve Didem ile buluşmak için Plaç Catalunya meydanına doğru ilerledik. Onlarıda alınca ekip tamamlandı ve Barcelona turu başladı bizim için.  Önce La Rambla (Buranın en ünlü en canlı caddesiymiş) caddesinden sahile doğru yürümeye başladık. İlk girişte bir tane çeşme var ve inanışa göre o çeşmeden su içen Barcelona’ya tekrardan gelirmiş. Bu cadde beş önemli kısma ayrılıyor ve isimlerini her kısımdaki önemli yapılardan alıyor ; kimisi kiliseden, kimisi üniversiteden, kimisi çeşmeden, kimisi ise opera-tiyatro binalarından. La Rambla bizi Colombus anıtına çıkardı. Ünlü keşifçi Colombus’un keşiflerine başladığı ve doğduğu yer Barcelona. Ve sahil ile La Rambla’nın kesişimi konumunda kocamaaaan bir Kolombus anıtı vardı etrafı aslan heykelleri ile çevrilmiş. Liman kısmına geçtik ve akdenizin kokularını içimize çektik dolu dolu. Burada bir tane denize doğru köprü vardı ve anlamı Barcelona’dan Akdeniz’e ulaşmanın sembolüymüş. Tabi burası Fas’a yakın olunca birçok seyyar satıcı gördük ve normalde 3,5 Euro olan Magnetleri Burada 1 Euro’ya alıp kısa günün karınıda cebimize indirdik J. Saat 11:00 de Freewalking Şehir Turu vardı ve ücretsiz ve en kestirme yoldan şehri gezmek için en iyi yöntemdi. Sahile gitmeyi akşama erteleyip turla buluşmaya gittik ve sonradan yanlış tura katıldığımızı öğrenmiş olsakta saat 10:30 sularında bir turla başladık şehri turlamaya. Gaudi burada en ünlü mimarmış. Yapıtları sıradanlığı kat kat aşan cinsten ve ince detayları olan yoğun emek isteyen türden.  


   Tur rehberimiz Gaudinin eserlerinden oluşan bir plan eşliğinde sırası ile bize yapıları gösterdi. İlk önce adını hatırlamadığım bir binaya gittik ama bende etki bırakmadı oraya gitmemizin tek faydası yoldan geçerken bit Türk restoranı görmemiz oldu. İkinci durağımız Casa Battlo idi yani namı diğer Kemik Ev. Renkli işlemeleri ve kemiğe benzer sütunları ile dışarıdan manzarası süperdi. İçeri giriş 16 Euro civarında bir ücrete tabiydi ve tabiki biz dışardan görmekle yetindik. 
Aklıma kazınan devasa yapı! Sagrada Familia...
   Üçüncü istikamet yine adını hatırlamadığım bir yapıydı ama pek hoşuma gitmedi çünkü tamamen restore ediliyordu. Buradan da en muhteşem eser olan Sagrada Familia’ya yani Kutsal Aile Katedraline geçtik. Her açıdan muhteşem , devasa bir görünüme sahip olan bu eser buraya geldiğimize değdi dedirtmişti bize. Etrafındaki tepelerle yarışırcasına yükseklikte olan kuleleri vardı. Katedral tek kelimeyle excellent idi. J. Turla işimiz burada bitmişti. Bize nasıl metro bileti alacağımızı gösterdiler (10 Euroya T10 bileti aldık ,zaman sınırı yok istediğin zaman kullanabiliyorsun bu bileti, 10 kez, 75 dk geçerliliği var, bölge farkı yok, bir arkadaşınla ortakta alabiliyorsun) ve Park Güelli anlatıp noktaladılar. Kıza üç beş kuruş da bahşiş verdik ( üç beş kuruş dediysek o kadarda değil 10 Euro gitti resmen toplam ) J. Sagrada Familia da Üniversiteden bir arkadaşımızla karşılaştık aslında o da Varşova'da erasmus yapıyor ama burada karşılaşmak gerçekten sürpriz olmuştu.




    Sıradaki istikamet Nou Camptı. Barcelona futbol takımının stadyumu. Buraya kadar gelmişken orayada uğrayalım dedik ve yol üzerinde bulduğumuz Mango  Outlet mağazası ile Mervenin keyifler tavan yapmıştı.




Park Güell
   Güell vardı. Yaptığım araştırmalara göre Park Güell Gaudi tarafından inşaya başlamış. Bir tane mimar daha ortak olmuş. Bu ikisi aristokrasi kesim için içinde evlerin ve değişik yapıların olduğu bir park alanı inşa etmişler. 60 tane evden sadece 3 tanesi satılmış . Satılmama sebepleri ise bu sitenin o zamanda şehre çok uzak kurulmuş olması , insanların şehre ulaşım için kullanacağı ulaşım araçlarının yaygın olmayışı , tepeler halinde olan parktan gidiş gelişin çok yorucu olması ve halkın o zamanda o parkta yaşayan Gaudi ve mimar arkadaşını sevmiyor oluşuymuş. Gaudi biraz kendini beğenmiş ve halka yukardan bakan biriymiş, bu sebepten pek sevilmezmiş. Adam sevilmiyormuş ama öyle şahane eserler yapmış ki şimdi o eserler Barcelona’ya para kırdırıyor resmen . Bu bilginin ardından gelelim parka. Elinizin altındaki Google görsellere muhakkak Park Güell yazıp inceleyin derim çünkü gerçekten şahane. Ben zaten yeşili severim, birde akdeniz manzaralı ise bu yeşil dahada sevilir oldu benim gözümde.  Yola devam etmek isteyen üç arkadaşla birlikte tepeye doğru tırmanmaya başladık parkın içinde, diğerleri aşağıda bekledi. Yorulmuşlardı ama haklılardı. Sırf parka girmek için bile çıktığımız merdivenlerin haddi hesabı yoktu. Enerjimin son demleri ile biraz gezdikten sonra asıl önemli yerlere girişin paralı olduğunu öğrenince tam bir hayal kırıklığı ile karşılaştım. Ve malesef paraya kıyamayıp gezmeden ayrıldım ordan ama şimdi düşünüyorum eğer ilk oraya gitmiş olsaydık muhakkak girerdim parkın içine.

     Bu hazin sondan sonra sıradaki istikamet sahile inip akdenizin sularına ayak sokmaktı. Metroya atlayıp indik sahile ama bi yarım saat kadarda yürümemiz gerekti. Herkes sürünüyordu yürümüyordu, ayaklarımız artık iflas etmişti ve kara göründü misali sahilin kumlarını görünce yüzümüzdeki mutluluk görülmeye değerdi. Ben oturdum ayaklarımı kuma sokup uzandım dinlendim diğerleri dalgalara karıştılar havalara zıplayıp fotolar çektiler, kumlara isimler yazdılar yani iyi eğlendiler. Koşturmacalı geçen bir günün ardından sahil gerçekten hepimize iyi gelmişti. Sahlin ardından acıktığımız aklımıza geldi ve sabahki gördüğümüz restorana doğru düştük yola. La Ramble caddesi akşam dahada güzelleşmişti. En Helalinden karnımızı doyuralım dediğimiz sıralarda öğrendik acı Soma gerçeğini. Hepimiz şok olmuştuk. İçimize oturdu resmen. Bir anda moraller gitti. İnsanlar bunun için yas tutarken biz burada geziyoruz diye vicdan muhasebemizide yaptık. Sonrasında ise yine La Ramble den yürüyüp hediyelerimizi alıp, içimiz acır bir halde hostellere geçtik. Ertesi sabah buluşup havaalanına , oradanda Venedik'e doğru yola koyulmak üzere vedalaşıp ayrıldık.


NOT: Venedik'e giremeden başlayan şanssızlıklar, Hava alanından kampa ulaşma lüksü, Çadırlarımızın hali, Gondola binemeyişimiz, küçücük venedik sokaklarında koşturmalı geçen yorucu rezil bir gün ve adalar, aniden tanıştığımız bir anteplinin bize yaptığı kıyak, kampa kaçak girişimiz ve devamı diğer yazımda , SAKIN KAÇIRMAYIN JJJ








2 yorum: