22 Mayıs 2014 Perşembe

VENEDİK/İtalya -- Gezi Günlüğüm ;)

       Venedik… Aşıklar şehri.. Kanalları, gondolları, rengarenk evlerle donanmış adaları ve maskeli balolardan bilinen rengarenk çeşit çeşit maskeleri ile ünlenmiş bir italya şehri..




       Barcelona’dan sonra sıradaki istikamet Venedik’ti. Barcelona herşeyi ile muhteşem bir anı olarak eklenmişti zihinlerimizdeki yerine ancak bundan sonraki istikametlerde yaşayacaklarımızın bunun tam tersi anılar olacağını Venedik’e doğru yola çıktığımızda anlamıştık.Sabah hostelden çıkışı yapıp düştük metro yollarına. Tam olarak nasıl havaalanına gideceğimizi bilmiyordum ve burada devreye Google map  giriyordu. Ordan aldığım talimatlarla ilerleyeyim dedim ama vardı bir karışıklık çünkü aktarma yapmamız gereken durakta aradığımız metroyu bulamamıştık (Barcelona da 7 farklı metro hattı var, bu sebepten bir çok karışıklık olabiliyor) .Sonra trenle gitmemiz gerektiğini öğrenip yeraltındaki en uzun geçitten yürümeye başladık. Ben ömrümde bu kadar uzun bir yeraltı yolu görmedim arkadaş. Aldığımız T10 biletinin tren ile havaalanına ulaşmamız içinde geçerli olduğnu öğrendiğimde Barcelona sevgim biraz daha artmıştı çünkü en az kazıklandığımız şehir o olacaktı tüm istikametler içerisinde. Uçak firması Ryanairdi yani Avrupa’nın en ucuz uçak şirketi . Ucuz etin yahnisi yenmez atasözünün gerçeklik payını öğrenecektik bir iki saat içinde. Ryanairde online check-in yapmalısınız ve biletinizin çıktısını almalısınız. Çıktısını aldığınız bileti kontrol masasında mühürletip güvenlik kontrolünden geçiyorsunuz sadece, başka bişi yapmanıza gerek kalmıyor.Ama eğer online check-in yapmazsanız veya bilet çıktısını almazsanız size uçak bileti fiyatının üç dört katına patlayabiliyor bu işlemleri havaalanında yaptırmak. Uçağımızın kalkış saati 10:40’tı ve 12:30 da Venedik’te olacaktık ama ilk yapılan açıklamayla öğrendikki uçak rötar yapmış ve kalkış saati 12:05’e alınmış. Neyse dedik bekledik ama bir türlü uçağın kapısı açılmadı en sonunda 1 gibi bindik uçağa. Ama ben ömrümde böyle rezil bir uçak görmedim, otobüs gibi resmen, koltuklar küçücük ve arkaya yaslanmıyor. Ama bir aksilik vardı uçak bir türlü havalanmıyordu ve öğrendikki uçağın rötar yapması hala devam ediyor yani Fransız havayollarından dolayı havada durum biraz karışıkmış pilotun dediğine göre ve bu yüzden uçağın içinde tam 3 saat oturduk bekledik boş boş. Dile kolay 3 saat oturduk resmen. Ve saat 6’ya doğru Venedik’e inmiştik.  Ama aksilikler yeni başlıyordu. Ryanair firmasının uçakları genelde şehre en uzak havaalanına iniyormuş bu sebepten şehre ulaşımlar bize baya pahalıya patlayacaktı. Halk otobüsü yoktu.Shuttle bus için rezervasyon gerekiyordu ve normal aktarım otobüsü 10 Euroydu.  Her halükarda bize pahalı olacaktı Venedik anlaşılan. Her zaman yaptığımız gibi taksici ile de konuşmadan edemedik. Adam kalacağımız kampa 100 Euroya götüreeğini söyledi yani kişi başı 14 Euro düşüyordu.Ekibin kalabalık olmasının faydasını görmüştük. Eğer otobüsle gitseydik şehirden tekrar kampa gitmemizde ek ücretle aynı miktara gelecekti. Atladık arabaya düştük yola. Adam bi beş dk sonra taksimetreyi açtı. Amacı 100 Eurodan fazla para almaktı ve bize çaktırmadan arada taksimetredeki fiyatı 3 Euro,1 Euro, 3 Euro aritmetik dizisi şeklinde artırıyordu ve en sonunda adama ne yaptıgını sorduk . Tabi şok oldu adam. Bunu farkedeceğimizi zannetmiyordu anlaşılan. Saçma sapan bişiler söyledi ama inandırıcı değildi tamamen palavereydi. En sonunda taksimetrenin 100 Euro tutmayacagını anladı ve kapattı. Keşke en başından net fiyatta anlaşmayıp taksimetre açtırsaydık. O zaman cok daha az fiyata patlardı bize eminiz bundan. Ama yapacak bişi yoktu acemiliğin kazıklarından birini daha yemiştik.
  Kampa gittik ve kalacağımız çadırların anahtarlarını aldık. Bildiğiniz küçücük oda şeklinde çadırda kaldım 2 gece. Hava çok soğuktu ve geceleri gerçekten üşümemek mümkün değildi. Geceliği 7 Euro olan bir yerden de başka bişi beklenmezdi zaten “ucuz etin yahnisi yenmez 2”.  Çadırlarda tüyümsü polen tarzı şeyler uçusuyordu. Alerjisi olanlar için çekilmezdi bunlar.. Akşam demeden yorgunuz demeden atlayıp otobüse indik şehir merkezine ve inanılmaz Venedik sokakları bizi bekliyordu. Venediği ilk akşam gözü ile gördük. Daldık sokakların birine. Heryerde sokak yerine kanallar ve köprüler. Muhteşemdi. Bir saatlik şehir turundan sonra tekrarda otobüse atlayıp kampa dönüp uykunun kollarına bıraktık kendimizi. Ertesi gün Freewalking turuna katılmak için çıkılmaz venedik sokaklarında yol aradık koştura koştura ve ekibe yetiştik son anda. 
      Başlarda iyi olsada sonradan daracık sokaklarda ordan oraya koşturup doğru düzgün fotoğraf bile çektirememek pek işime gelmedi ve istemeyen bir kaç kişi ile birlikte turdan ayrılıp kendimiz takıldık. Yani tarihi yerleri olan büyük yerler için böyle turlar iyi ama Venedik için pekte cazip değildi. Zaten Venedik’te sokaklarda sakin sakin gezmek tadını çıkarmak yetiyor öyle çok tarihi yeri yok. Paranız varsa bide Gondola binersiniz tam olur. Gondolun toplam ücreti 80 Euro ve en fazla 6 kişi binebiliyor ve kişi başı 15 Euroya denk geliyor fakat biz 3 kişiydik ve o kadar verecek param yoktu. Çünkü zaten Barcelona da 50 Euromu kaybetmiştim ve maddi olarak zarardaydım. Venedik bana çok pahalıya patlayacaktı. Günlük bilet aldık adalarada gideriz diye ve toplamda 20 Euro verdik bilete. Gün boyu istediğiniz herşeye sınırsız binebiliyorsunuz ve zaten bi adalara gitmek bile 14 Euro olunca günlük bilet mantıklı oldu. Ayrıldığımız ekiple iki saat sonra buluşup atladık vapura ve Burano adasına doğru yola koyulduk.
        Venedik’te meşhur iki ada var : Murano ve Burano. Murano cam işlemeciliği ile ünlü. Osmanlı zamanında gelmiş bu sanat buraya. Burano ise rengarenk evleri ile ünlü birde Pisa kulesine benzer eğri bir kule var burda. Venedik’e Osmanlıdan gelen bir çok şey var. Örneğin cam işlemeciliğine ek olarak kahvede buraya ilk Osmanlıdan gelmiş. İlk kafeyi osmanlı açmış burda ve sonradan kahve burdan yayılmış Avrupa’ya. Vapur yolculuğunun ardından vardık Burano’ya. Hava sabahkinin aksine kapalı ve yağmurlu bir hal almıştı. Burano kapalı havaya rağmen öyle güzel öyle sıcaktı ki adım başı fotoğraf çekip durduk. Ara sokaklar insanın içini açıyordu, evlerin rengi göz alıyordu. Sanki masal kahramanıymış gibi hissediyorduk kendimizi. Yoldan geçerken Restoranın birinde Türk bayrağı asılı olduğunu görüp hemen kafamızı o yana çevirdik. Türkçe menü bile vardı. Garsonlar Türk olduğumuzu anlayınca Türkçe konuşmaya başladılar. Türkiye’ye gidip bir süre orda kalmışlar ve Türkçe öğrenmişler. Biraz sohbet edip çakma Pisa kulemize doğru yürümeye başladık. Yolda giderken magnetlerimizide almayı unutmadık tabiki. Bir müddet sonra çıkan fırtına herşeye nokta koymuştu ve koşar adım sahile-dönüş vapuruna binmeye gittik. Buraya gelişin aksine çok daha kısa bir yolculuk olacaktı dönüş.

     Vapurda kendi aramızda Türkçe konuşurken bir adamın dikkatini çekmişiz ve sonra konuşunca adam Antepli çıktı ve Seda’nında Antepli olduğunu öğrenince iyice sohbete daldılar. Adam yaklaşık 12 yıl önce gelmiş buraya ve gelince bir şekilde vatandaşlık almış yerleşip kalmış burda.(İbrahim abi) Vapurdan inince otobüs duragını nasıl bulacagımızı bize anlattı ve kanal turu ile oraya nasıl ulaşacağımızı söyleyerek küçük bir venedik turu yapmamızı sağlamış oldu. Merkeze gelince bizi bırakmayıp kahvemizi de ısmarladı. İnsanın kendi memleketlisi gibi yok. Muhakkak bir yardımı dokunuyor. Adam gerçekten iyi birine benziyordu inşallah işleri hep rast gider. Kahvenin ardından teşekkür edip ayrıldık. Sırada tren istasyonu ve ertesi gün için bilet alma işi vardı. Ekip ertesi gün ayrılacaktı. Bir kısmı Floransa ve Pisa’ya giderken diğer kısmı Roma’ya geçecekti direk. Bilet işini hallettikten sonra tekrardan şehir merkezine dönmeye karar verdik ve wifi olan bir restorana oturduk zaten çok fazla da seçeneğimiz yoktu. Ben domates soslu makarna yedim ki zaten menüde en ucuz olanda oydu. Bir arkadaşımızda yine ucuz diye balık sipariş etti ama sonradan gelen fiş tam aksini söylüyordu. Hesap beklediğimizin iki katı geldi. Meğersemm arkadaşın ucuz diye söylediği balığın 100 gramının fiyatı oymuş ve balık 800 gram civarında olunca arkadaş 52 Euro ödedi. Şok olduk resmen ! Küçücük bir balık yüzünden gitmişti o kadar para! Çok üzüldük hepimiz. Bir de adamlar masadaki peçeteler içinde kişi başı 1 euro aldılar. Yani az kalsın aldığımız havaya bile para ödeteceklerdi. Midemize ağır gelen bu yemeğin ardından kampa dönüp uyuduk.
       Venedik’te beklediğim kadar büyük bir manzara karşılamadı beni, yada belkide havanın kapalı olması ruh halimi etkiledi o sebepten mutlu olamadım. Bir sebep vardı tam olarak mutlu olmama engel ama anlayamadım. Kanallar ve insanların yaşam tarzı gerçekten farklıydı. Bir çok turist çekiyordu bu şehir-Yılda 25 milyon- ama bence en çok çekikler geliyor buraya. Yollarda , kanallarda , her yerde gördüğüm insanların yarıdan fazlası çekikti. Resmen istila etmişler Venedik'i. Eskiden evlenen çiftler fotoshopla arka manzaraya Venedik’i koyarlardı ama artık o kadar çok çift Venedik’e gelip evleniyorlar ki, bir çok çift gördük sırası ile sahilde, sokaklarda, Gondol’da fotoğraf çektiren… Allah mutlu etsin dedik bizde. Venedik İtalya’nın en pahalı şehriymiş bu arada , gitmek isteyenlere duyuralım. Beklediğim kadar olmasada yinede sevdim Venedik’i ama ufakta bir hayal kırıklığı yaşadım malesef.
        Soğuk bir gecenin ardından tren istasyonuna geçtik. Ben direk Roma’ya gidecektim bir arkadaşla birlikte. 9:29 daki treni kaçırdık ve diğer tren 3’teydi. Bekle babam bekle şimdi. Yaklaşık 6 saat bekledik ve akşam 9 gibi vardık Roma’ya. Telefon yok internet yok. Güç bela tren istasyonunun yanında bir internet kafe bulup ordan iletişim işini halledip kalacağımız yere geçtik. Ve yorucu bir iki gün başlamış oldu Roma’da…

     Devamı gelecek…








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder