23 Şubat 2014 Pazar

MERHABA POLONYA!

ve yine Günlerden pazar..geçen hafta cumartesi öğleden sonra üç dört sularında yurdumuza giriş yaptık ama ben öncelikle evden ayrılıp buraya geldiğim ana kadar her şeyi anlatmak istiyorum zira pek yorucu bir yolculuk oldu..Cuma sabahı son hazırlıkları tamamlamıştım. Akşam babam geldi ve çok kolay dediği antebe girişi bile bulamayıp urfaya gidiyormuş az kalsın :) gittik yemeğimizi yedik ve sıra havaalanına geldi. Onuda alayım bunu da alayım gerek olur derken tam tamına 30 kiloluk bir valiz hazırlamışım! Tabi sağolsunlar 33 liramıda aldılar acımadan ! sırasıyla ali seda ve esra geldi ve antep ekibi tamamdı. Ailelerle vedalaşıldı tabi sedanın ve benim çeşmeler hiç durmuyordu. Hadi seda neyse ilk kez ayrılıyor bana ne oluyor sanki 8 yıldır ailesinden ayrı yaşayan ben değilde başkası :) ama babam… babamı ilk kez böyle hüzünlü gördüm ayrılırken.. vedalaşır vedalaşmaz uzaklaştı biliyordum ki onunda gözleri nemkenmişti ama bana gösterip üzmek istemediğinde sadece gitti… gidiyor olduğum ilk kez orda acıttı yüreğimi, ilk kez orda hissettim vedayı ! 


Neyse bindik uçağa seda var yanımda.. ikimizin de gözler davul gibi oldu :) saat 11 de başlayan yolculuk 12:30 – 1:00 civarında istanbul atatürk havalimanında son bulmuştu. Bir dakika! Ne son bulması ! işkence asıl şimdi başlıyordu ! 30 kiloluk valiz, 8-9 kiloluk sırt çantası ve 4-5 kiloluk kol çantası ile hülyanın çilesi başlamıştı. Bin bir türlü yola girdikten sonra sonunda iç hatlardan dış hatlara geçebilmiştik! Bu geçiş sırasında başımıza neler gelmedi ki :) kimimiz hacılar kafilesine karıştı kimimizin adım atacak hali kalmamış ve oturacak yer arama derdine düşmüştü kimiside yürüyen yola valizinden önce adım atıp baya sürüklenmişti tabi valiz yola hiç giremedi:) neyse çeşitli badirelerden sonra dış hatları bulduk gidip bir köşeye çöktük. Merve ve azadın gelmesiylede ekip tamamlanmıştı. Sabah saat 4 sularında biletimizi almak için sıraya girdik tabi benim valiz yapacağını yapmıştı bana! 50 euro dediler razıydım gözden çıkarmıştım ama diğerlerinin ısrarı üzerine valizi paylaştırıp para ödemeden biletime kavuştum. Çeşitli kontrollerden sonra çıkış kapısına yöneldik ve işte uçaktayız. Herkes bir pencere kenarına çöktü ve hüznüne devam etti… kahvaltı niyetine ekmek arası bişey ikram edilmişti önce yemekte tereddüt ettik sonra Merve içeriğini sordu yiyebilirsiniz dedi.bende dayanamayıp biraz yedim umarım içinde düşündüğüm şeye ait bişeyler yoktur… bulutlardan ne kadar yukarı çıktık bilmem ama manzara muhteşemdi sanki bir okyanusun üzerinde süzülüyoruz, aşağısı da köpük deryası.. güneşin buralarda doğuşu ise tarif edilemezdi. Iki saat yolculuğun ardından indik Kiev havaalanına. Yeniden bir koşturmaca başladı. Ilk gördüğümüz kalabalığa karıştık ve yaklaşık yarım saat bekledik orda fakat YANLIŞ SIRADA beklemişiz. Gerçeği farkedince hemen diğerine koştuk. Ayakkabılara kadar çıkarttılar, herşeyi talan ettiler arama yapacaz diye. Hele kontroldeki kadın kapalı olduğumuzu görünce öyle bir ürktü ki sanki bomba taşıyoruz! O an içimden siz bizden de tehlikesiniz deyip bir hafta önceki uçak kaçırma olayını hatırlatmak geldi ama ya sabır deyip geçtim sıraya. Başörtümüzü açmamızı istedi tabiki de çok beklersin deyip açmadık sinirlendi ama olsun! Kızların çantalarında ki çatal kaşıklarda gitti bu aramada J ve işte yeniden ve son kez uçaktayız varşovaya doğru. Işte bu uçakta farkettim kimliğimi kaybettiğimi. Her yeri aradım ama yoktu kimliğim gitmişti… can sıkıntısı ile uyumuşum bi on dakika o aradada uçak türbülansa girmiş havada asılıyız bir baktım! Çok şükür sağ salim indik varşovaya. Pasaport kontrolünden geçerken beni bir korku aldı ya kimliğim olmadığı için sorun yaşarsam diye ama çok şükür kabul mektubu ve pasaporttu tek istedikleri. Burayı da atlattıktan sonra gittik valizleri almaya. Herkes almişti valizini bir bizim ekibinki kalmıştı. Ama bir sorun vardı sedanın ki yoktu! Aradılar taradılar bulamadılar en sonunda biz sizi arayalım deyip gönderdiler başlarından. Sonrasında sıra kantor bulup ex change yapmaya gelmişti. En büyük kazığı yedik diyerek birer miktar parayı düşük bir kurdan bozdurup soluğu dışarda aldık. Ali nerde diye bakınırken bide baktıkki garip gözlüklü bizim keloğlana benzeyen bir adamla çıkageldi! Taksiciymiş. Tren mi taksi mi kıyaslaması yaparken ikinci kazığımızı da yemek üzere taksiye atladık! Nede olsa dört kişiyiz trenle de aynı hesaba gelir rahat olalım tarzında bahanelerle çıktık 2,5 saatlik yolculuğa! Tabi taksiciyle pazarlık kısmını hiç anlatmıyorum anlatmaya utanıyorum çünkü! Adam da anlamış enayi olduğumuzu artırdıkça artırdı parayı ve yaklaşık3 katı bir masrafla geldik yurda! Resepsiyondaki kadınla nasıl anlaşacağız ingilizce bilmiyor derdindeyken yetişti monika * imdadımıza. (Monika Alinin mentörü- güzel kızdı vesselam :) ) aktarmadan aktarmaya koşan ayaklarım iflasın eşiğindeydi ve uyumak istiyordu artık ama mümkün mü hiç! Odalara çıktık tek kelimeyle fiyaskoydu! Erkeklerle aynı apartmanda bile oturmaktan korkarken bitişiğimdeki odada olacaklardı sevgili komşularım!!! Banyo sıkıntı lavabo sıkıntı! O an herşey öyle ağır geldi ki ne cesaretle geldim buraya ben deli miyim dedim! Yurdun tek güzel yanı odamızdı. Küçük sessiz sakin sevimli ve herseyden önemlisi bol bol dolap vardı ve bol bol priz J mutfak katta ortaktı ve bize en uzak oydu taaaa koridorun diğer ucunda!  Benim gibi mutfak kuşu biri için bu zor olacaktı anlaşılan!   Neyse ilk günden wifi bulmak için attık kendimizi sokaklara. Monika ve güzel arkadaşı(adını hatırlayamadım) ile birlikte düştük yollara. Ilk kafede wifi yoktu ikinci ise kapalıydı ve buradaki değişmez mekanımız olacak o yere doğru yürümeye başlamıştık –MANEKİN!- namı diğer buranın “eskici kafe”si. Anladık ki polonya internet kullanımında baya geri kalmış! Wifi bulunmayan kafe mi olurmuş canım! Neyse oturduk birer pankek yiyelim dedik – benim ki muzluydu!- J nasıl bişi olduğunu tarif edecek olursak waffle ve gözleme karışımı bişeydi “yüzünüzdeki ıykkk ifadesini görebiliyorum” ama durun öyle düşünmeyin tadı muhteşemdi !!! bu koşturmaca arasında atladığımız bir nokta vardı aslında! MENTÖRÜM!!! Zavallı michal bizi tren istasyonundan alacaktı ama biz taksiyle gelmeye karar vermiştik fakat internet olmayınca bunu michal e söyleyememiştik. Zavallı gitmiş beklemiş ordaL güzel internet ve pankekleri bırakıp yurda doğru yürüdük ve sıkıntılı geçecek bir hafta başlamış oldu! Monikadan ayrıldık yurda geçtik akşama ise michal geldi diğerlerini de tanıştırdım onla ve o andan sonra artık benim mentörüm değil “bizim” mentörümüz olmuştu J yurda okula dair çeşitleri sorular sorup merakımızı giderip ihtidyaç listemizi hazırlayıp ayrıldık o gece. Yorucu bir pazar bizi bekliyordu ne yapabilirdik ki! -----Devamı gelicek---- JJJJJJJJ 

3 yorum:

  1. gezi yazısı takip listeme aldım, eferim zirveliler. iyi gezin

    YanıtlaSil
  2. ayrıca kimlik avrupada hicbir gecerlilige sahip degil, korkmanız gereksiz. mentör ne olduğunu açıklarsanız iyi olur. pasaport kontrölünde hukukcu gibi davranabilirdiniz. oyle bir terbiyesizlik hakları yok esasında.

    YanıtlaSil
  3. bizde bize verilen bu şansı iyi değerlendirip bol bol gezmeyi düşünüyoruz :) kimlik işinede çözüm buldum büyükelçilik ile irtibata geçtim yenisini alacağım sorun olmadı şükür. mentör ün ne olduğunu bir sonraki yazıda açıkladım aslında bize burada her türlü sorunda yardımcı olacak kişi-öğrenci.

    YanıtlaSil