26 Haziran 2014 Perşembe

2. Erasmus Böylece Başlar :)

     Anlatmaya nerden başlayacağımı bilemediğim bir yolculuk daha bitti böylece , aslında biten sadece taşınma işlemi, yeni bir hayat var burda beni bekleyen. Bir yıldır uğraştığım Erasmus stajım artık başlayacak. Ne zorluklarla buralara geldiğimi başka bir yazıda genel bilgi vermek amaçlı anlatacağım, şuan sadece bugünümü ölümsüzleştirmek niyetiyle elim gidiyor klavyeme.



     Tarih 26.06.2014 saat sabahın 8:35’i. Bir Polskibus otobüsü. Dışarda el sallayan son iki kişi. Michal ve Esra. Daha on gün önce Ali ve Merve’yi arka arkaya göndermiştik ve el sallayan değil el sallanan konumuna bende gelmiştim nihayet. Ama bu diğerlerinden daha farklıydı. Onlar Türkiye’ye dönme rahatlığında huzurla yola başlarken ben yeni bir maceranın içine atıyordum kendimi. Yeni koşturmalar, yeni heyecanlar, yeni sorunlar, yeni mutluluklar, yeni hatıralar, yeni insanlar… Öğlen 12 de Varşova Polskibus durağındaydım. Mlociny metro durağına gidip Centrum merkez durağında indim. Ve sonrasında her iki üç adımda durup dinlene dinlene hareket ediyordum.. Bir an içimden herhalde akşama doğru otobüs durağına ulaşırım diye geçirdim! Ben bu valize ne koydum da taş taşıyormuşum gibi hissediyorum diye kendime kızarak sonunda durağa ulaşıp bindim 175 numaralı Varşova chopin havaalanı otobüsüne. Uçak akşam 6:30 daydı ve benim daha 5 saatim vardı , şimdi iş sadece beklemekteydi.
      Uçak biletini yaklaşık iki ay önce Wizz Air’den almıştım. Ben hala ucuz etin yahnisi yenmez atasözünü idrak edemedim anlaşılan. Bugün yaşadığım tüm sıkıntılar buna işaret. Zamanında 59 ziloty (40 lira yaklaşık) ‘ ye ucuz diye aldığım bilete ne masraflar eklenmedi ki.. Sadece küçük el bagajına izin veriyordu bu sebepten büyük bagaj için para ödemek gerekiyordu. 30 kilo için 129 ziloty (100 lira) ödemiştim. Ve alışveriş yaptıgımız kredi kartından ücret normalden 50 lira fazla kesilmişti. Yani çaktırmadan ucuz diye normal bilet fiyatına patladı bana bu seyehat. Bir yandan check-in in açılmasını beklerken bir yandan da tırsıyordum valizin 30 kiloyu aşmasından. Ama korktuğum olmadı 27 de kaldı şükür. Sıra ikinci vakayı atlatmaya gelmişti. Diğer firmalar gibi değil bu firma. Normalde bayanların kol çantaları bagaj sayılmıyor ama bunlar onu kabul etmiyor ya kol çantan ya sırt çantan , yani ne olursa olsun tek bir çanta ile uçağın kapısından gecmek zorundasın. Laptop çantası bile ek olarak kabul edilmiyor. Tabi orada uçağın kapısının açılmasını beklerken kadın kontrol etti ve bende iki olan çanta adedini bire düşürmem  gerektiğini söyledi. Zaten kol çantamda bişi yoktu sadece zarar görmesin valizde diye elimde taşıyayım demiştim bide bilgisayarı içine koymuştum. Haydaa şimdi ben bu çantayı nereye koyacaktım. Ve çantadan vazgeçemediğim için sırt çantamdaki çarşaf takımından, havlumdan, terliğimden ve bi ayakkabımdan vazgeçmek zorunda kaldım onları çıkartıp çantayı koydum sırt çantamın içine. Içim cızz etti onları o kadar taşıyıpta kıytırık bi uçak firması yüzünden orda bırakmak.
       Nihayet uçağa bindim ve yorgunluktan öyle bir uyumuşumki ne kalkışı ne inişi hatırlamıyorum aradaki 3 saat nasıl geçti..? Bu arada bu yolculukta koltuk belirtilmemişti , sen nereyi boş bulursan oraya oturuyorsun.Ama kabul ediyorum Ryanairden daha konforluydu uçağın içi. Ve ucuz uçak firmalarının her zaman yaptığı gibi şehre en uzak havaalanına inmiştik. Charleoi Hava alanı. Brüksel merkeze 17 Euroluk shuttle bus ile geldim. Ama aksilkler peşimi bırakmaya meyilli değildi anlaşılan. Sağlam verdiğim valizim kırılarak bana dönmüştü uçaktan. O kadar zor olduki onunla hareket etmek!
        Bir saat yolculuktan sonra bir fransız kızın yol göstermesi ile metro istasyonunu bulmuştum. Aslında yapılacak şey basitti. Önce 2 numaralı metro ile Arts-Loi’ye gidip oradan 5 numaralı metroya geçip Petillon durağında inecektim . Ama ben metroya ters yönden inince herşey karıştı. İşte o anda GE ile tanıştım. Afrikanın küçücük adını hatırlamadığım bir ülkesinden. 20 yıldır Brüksel’de yaşıyor. Benim gibi hukukçu. Çikolatayı sevmiyor Türkiye ye hayran. Son sınıf. Aşırı yardımsever birisi. Bu kız nerden çıkmıştı karşıma. Bir anda metro istasyonunda yanımda belirmişti ve ters yönden geldiğim metrodan nasıl başka bi şekilde çıkacağımı anlatmakla kalmamış benle gideceğim son durağa kadar gelmişti. Yol boyu sohbet ettik. Barselona’ya gitmiş. Orda birisi buna çok yardımcı olmuş o da beni görünce kendi halini hatırlayıp ihtiyacım olabilir diye yardım etmek istemiş. Allah gönderdi seni dedim kıza tabi içimden. Dalga geçtik gülüştük artık sırayı sana veriyorum sende başka birine yardım edersin diyede bir sorumluluk yükledi boynuma . J. Bu güzel kızdan ayrılınca sıra beni alacak kişi ile buluşmaya gelmişti.
       Saat 11 de metro istasyonunda buluşuruz demiştim ve gerçekten tam saat 11 de ordaydım, bu kadar dakik olmayı beklemiyordum J. Yürüyen merdiven yoktu ve yanlış kapıdan çıktığım için tekrar içeri girip öbür taraftan çıkmam gerekiyordu. Zaten 2.10 euroya almıştım bileti -1 saat- ve süresi dolmak üzereydi. Ben tam bilet okutmaya çalışırkken arkamdan gelen çocuk kendi biletini okutup hem kendi hem valizim hemde beni içeri geçirmeyi başarmıştı saaniyeler içinde J. Şok oldum kaldım bir süre teşekkür ede ede ayrıldım yanından J. Tekrardan merdivenlerden inmem gerekiyordu tam valizi yüklenmiştim ki arkadan genç bir grup geldi kızlı erkekli. Erkeklerden biri valizi görünce taşımama yardım etmek istedi ama ben her zamanki benliğimi yapıp kendi işimi kendim yaparım dercesine arkadaşlarımı bekliyorum teşekkür ederim gerek yok deyip gönderdim grubu. Ve yarım saat sonra kalacağım eve ulaştım. Beni güler yüzlü üç melek karşıladı diyebilirim. Merve, Rabia, Nigar… Doğma büyüme Belçika’da yaşıyorlar. Türkçe’yi çok iyi konuşan üç arkadaş. Şaşırdım gerçekten, eğer söylemeselerdi ben onları Türkiye’den eğitime gelen kızlar zannederdim. Öyle neşeliler öyle samimiler öyle sevecenlerdi ki hemen kanım kaynadı onlara. Muhabbet muhabbeti açtı, bir yıl boyunca neler yaşadıklarını anlattılar, Brüksel’e dair tavsiyeler verdiler, bol bol güldük J.Önce su, sonra çay ve sonra yemek faslı ile muhabbeti tamamlayıp odama çekildim . J.


      İlk izlenimim gayet iyi oldu Brüksel’e dair. Barselona’da gördüğümüzden çok daha karmaşık bir metro yapısına sahip olsada imkansız değil J ve Roma’ya vardığımda beni karşılayan hayal kırıklığı burda olmadı. Şehir temiz, yeşil ve güzel. Ve insanları gerçekten çok yardımsever. Polonya'da ki asık suratlılık yok burda. Kime ne dersem anında güler yüzle cevabını aldım. Herkes çok anlayışlı.Milleti çok karışık;afrikalı amerikalı, Türkiyeli ve Avrupanın birçok yerinden (özellikle Hollanda ve Fransadan) insanlar yaşıyor burda. Anadili Flamence ve Fransızca ama ingilizce ortak dil , bilmeyen yok gibi, galiba burası başkent olduğu için. Seveceğim burayı belliJ.Yarın asıl ev arkadaşlarımla tanışacağım inşallah ve inanıyorum ki sonrasında güzel bir 3 ay beni bekliyor J. Sabah 6’da başlayan günüm şuan (ertesi gün) 3’te bitiyor. Yeni bir yazıda görüşmek dileğiyle , Selametle kalın ;)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder