Anlatmaya nerden başlayacağımı bilemediğim
bir yolculuk daha bitti böylece , aslında biten sadece taşınma işlemi, yeni bir
hayat var burda beni bekleyen. Bir yıldır uğraştığım Erasmus stajım artık
başlayacak. Ne zorluklarla buralara geldiğimi başka bir yazıda genel bilgi
vermek amaçlı anlatacağım, şuan sadece bugünümü ölümsüzleştirmek niyetiyle elim
gidiyor klavyeme.
Tarih 26.06.2014 saat sabahın 8:35’i. Bir
Polskibus otobüsü. Dışarda el sallayan son iki kişi. Michal ve Esra. Daha on
gün önce Ali ve Merve’yi arka arkaya göndermiştik ve el sallayan değil el
sallanan konumuna bende gelmiştim nihayet. Ama bu diğerlerinden daha farklıydı.
Onlar Türkiye’ye dönme rahatlığında huzurla yola başlarken ben yeni bir
maceranın içine atıyordum kendimi. Yeni koşturmalar, yeni heyecanlar, yeni
sorunlar, yeni mutluluklar, yeni hatıralar, yeni insanlar… Öğlen 12 de Varşova
Polskibus durağındaydım. Mlociny metro durağına gidip Centrum merkez durağında
indim. Ve sonrasında her iki üç adımda durup dinlene dinlene hareket
ediyordum.. Bir an içimden herhalde akşama doğru otobüs durağına ulaşırım diye
geçirdim! Ben bu valize ne koydum da taş taşıyormuşum gibi hissediyorum diye
kendime kızarak sonunda durağa ulaşıp bindim 175 numaralı Varşova chopin
havaalanı otobüsüne. Uçak akşam 6:30 daydı ve benim daha 5 saatim vardı , şimdi
iş sadece beklemekteydi.
Uçak biletini yaklaşık iki ay önce Wizz
Air’den almıştım. Ben hala ucuz etin yahnisi yenmez atasözünü idrak edemedim
anlaşılan. Bugün yaşadığım tüm sıkıntılar buna işaret. Zamanında 59 ziloty (40
lira yaklaşık) ‘ ye ucuz diye aldığım bilete ne masraflar eklenmedi ki.. Sadece
küçük el bagajına izin veriyordu bu sebepten büyük bagaj için para ödemek
gerekiyordu. 30 kilo için 129 ziloty (100 lira) ödemiştim. Ve alışveriş
yaptıgımız kredi kartından ücret normalden 50 lira fazla kesilmişti. Yani
çaktırmadan ucuz diye normal bilet fiyatına patladı bana bu seyehat. Bir yandan
check-in in açılmasını beklerken bir yandan da tırsıyordum valizin 30 kiloyu
aşmasından. Ama korktuğum olmadı 27 de kaldı şükür. Sıra ikinci vakayı
atlatmaya gelmişti. Diğer firmalar gibi değil bu firma. Normalde bayanların kol
çantaları bagaj sayılmıyor ama bunlar onu kabul etmiyor ya kol çantan ya sırt
çantan , yani ne olursa olsun tek bir çanta ile uçağın kapısından gecmek
zorundasın. Laptop çantası bile ek olarak kabul edilmiyor. Tabi orada uçağın
kapısının açılmasını beklerken kadın kontrol etti ve bende iki olan çanta
adedini bire düşürmem gerektiğini
söyledi. Zaten kol çantamda bişi yoktu sadece zarar görmesin valizde diye
elimde taşıyayım demiştim bide bilgisayarı içine koymuştum. Haydaa şimdi ben bu
çantayı nereye koyacaktım. Ve çantadan vazgeçemediğim için sırt çantamdaki
çarşaf takımından, havlumdan, terliğimden ve bi ayakkabımdan vazgeçmek zorunda
kaldım onları çıkartıp çantayı koydum sırt çantamın içine. Içim cızz etti
onları o kadar taşıyıpta kıytırık bi uçak firması yüzünden orda bırakmak.
Nihayet uçağa bindim ve yorgunluktan
öyle bir uyumuşumki ne kalkışı ne inişi hatırlamıyorum aradaki 3 saat nasıl
geçti..? Bu arada bu yolculukta koltuk belirtilmemişti , sen nereyi boş
bulursan oraya oturuyorsun.Ama kabul ediyorum Ryanairden daha konforluydu
uçağın içi. Ve ucuz uçak firmalarının her zaman yaptığı gibi şehre en uzak
havaalanına inmiştik. Charleoi Hava alanı. Brüksel merkeze 17 Euroluk shuttle
bus ile geldim. Ama aksilkler peşimi bırakmaya meyilli değildi anlaşılan.
Sağlam verdiğim valizim kırılarak bana dönmüştü uçaktan. O kadar zor olduki
onunla hareket etmek!
Bir saat yolculuktan sonra bir fransız
kızın yol göstermesi ile metro istasyonunu bulmuştum. Aslında yapılacak şey
basitti. Önce 2 numaralı metro ile Arts-Loi’ye gidip oradan 5 numaralı metroya
geçip Petillon durağında inecektim . Ama ben metroya ters yönden inince herşey
karıştı. İşte o anda GE ile tanıştım. Afrikanın küçücük adını hatırlamadığım
bir ülkesinden. 20 yıldır Brüksel’de yaşıyor. Benim gibi hukukçu. Çikolatayı
sevmiyor Türkiye ye hayran. Son sınıf. Aşırı yardımsever birisi. Bu kız nerden çıkmıştı
karşıma. Bir anda metro istasyonunda yanımda belirmişti ve ters yönden geldiğim
metrodan nasıl başka bi şekilde çıkacağımı anlatmakla kalmamış benle gideceğim
son durağa kadar gelmişti. Yol boyu sohbet ettik. Barselona’ya gitmiş. Orda
birisi buna çok yardımcı olmuş o da beni görünce kendi halini hatırlayıp
ihtiyacım olabilir diye yardım etmek istemiş. Allah gönderdi seni dedim kıza
tabi içimden. Dalga geçtik gülüştük artık sırayı sana veriyorum sende başka
birine yardım edersin diyede bir sorumluluk yükledi boynuma . J. Bu
güzel kızdan ayrılınca sıra beni alacak kişi ile buluşmaya gelmişti.
Saat 11 de metro istasyonunda buluşuruz
demiştim ve gerçekten tam saat 11 de ordaydım, bu kadar dakik olmayı
beklemiyordum J.
Yürüyen merdiven yoktu ve yanlış kapıdan çıktığım için tekrar içeri girip öbür
taraftan çıkmam gerekiyordu. Zaten 2.10 euroya almıştım bileti -1 saat- ve
süresi dolmak üzereydi. Ben tam bilet okutmaya çalışırkken arkamdan gelen çocuk
kendi biletini okutup hem kendi hem valizim hemde beni içeri geçirmeyi
başarmıştı saaniyeler içinde J. Şok
oldum kaldım bir süre teşekkür ede ede ayrıldım yanından J.
Tekrardan merdivenlerden inmem gerekiyordu tam valizi yüklenmiştim ki arkadan
genç bir grup geldi kızlı erkekli. Erkeklerden biri valizi görünce taşımama
yardım etmek istedi ama ben her zamanki benliğimi yapıp kendi işimi kendim
yaparım dercesine arkadaşlarımı bekliyorum teşekkür ederim gerek yok deyip
gönderdim grubu. Ve yarım saat sonra kalacağım eve ulaştım. Beni güler yüzlü üç
melek karşıladı diyebilirim. Merve, Rabia, Nigar… Doğma büyüme Belçika’da
yaşıyorlar. Türkçe’yi çok iyi konuşan üç arkadaş. Şaşırdım gerçekten, eğer
söylemeselerdi ben onları Türkiye’den eğitime gelen kızlar zannederdim. Öyle
neşeliler öyle samimiler öyle sevecenlerdi ki hemen kanım kaynadı onlara. Muhabbet
muhabbeti açtı, bir yıl boyunca neler yaşadıklarını anlattılar, Brüksel’e dair
tavsiyeler verdiler, bol bol güldük J.Önce su, sonra çay ve sonra yemek
faslı ile muhabbeti tamamlayıp odama çekildim . J.
İlk izlenimim gayet iyi oldu Brüksel’e
dair. Barselona’da gördüğümüzden çok daha karmaşık bir metro yapısına sahip
olsada imkansız değil J ve Roma’ya
vardığımda beni karşılayan hayal kırıklığı burda olmadı. Şehir temiz, yeşil ve
güzel. Ve insanları gerçekten çok yardımsever. Polonya'da ki asık suratlılık yok burda. Kime ne dersem anında güler yüzle cevabını aldım. Herkes çok anlayışlı.Milleti çok karışık;afrikalı amerikalı, Türkiyeli ve Avrupanın birçok yerinden (özellikle Hollanda ve Fransadan) insanlar yaşıyor burda. Anadili Flamence ve Fransızca ama ingilizce ortak dil , bilmeyen yok gibi, galiba burası başkent olduğu için. Seveceğim burayı belliJ.Yarın
asıl ev arkadaşlarımla tanışacağım inşallah ve inanıyorum ki sonrasında güzel
bir 3 ay beni bekliyor J. Sabah
6’da başlayan günüm şuan (ertesi gün) 3’te bitiyor. Yeni bir yazıda görüşmek
dileğiyle , Selametle kalın ;)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder